Normlar kraliçesi Anayasa

anayasa

Hukuk, kişilerin birbirleri ile ve devlet ile ilişkilerini düzenleyen, kişilerin haklarının ve yükümlülüklerinin belirlendiği kurallar bütünüdür. Hukuk olmazsa olmaz mı ? Hukuk her şeyden önce düzen demektir, kargaşayı ve belirsizliği önler. Bu yüzden gerek sosyal gerekse siyasi ve iktisadi ilişkiler için olmazsa olmazdır. Hukukun var oluşu M.Ö 753 yılına kadar dayanır. Roma’da doğan hukuk anlayışı ve gerekliliği günümüz hukukuna örnek ve kaynak teşkil etmiştir. Bugün bir çok kanunda Roma hukukunun izlerini görmemiz mümkündür. Örneğin bugünkü borçlar hukukunun temelinde Roma Borçlar Hukuku yatar.

kanun-u esasi
Osmanlı’da Anayasa Çalışmaları

Ülkemizde ise hukuk hareketi Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlamıştır. Osmanlı’da mutlak monarşi esastı yani padişah yasama ve yürütme erklerini tek elden yöneten, dilediğini yapma özgürlüğüne sahip tek güç konumundaydı ve hesap verme sorumluluğu yoktu. Osmanlı Divanı da padişahın danışma organıydı ve kararları istişare niteliğindeydi ve divanın almış olduğu kararların padişah tarafından uygulanıp uygulanmaması bizzat padişahın inisiyatifindeydi.

Padişahın otoritesini sınırlayan, faaliyetlerine bir düzen ve belirlilik kazandıran ilk belge Sened-i İttifak‘tır. 1808 yılında padişah ile Ayanlar (Bölgede nüfuzlu aile ve aşiret mensubu kişilerden oluşan topluluk diyebiliriz) arasında imzalanan Sened-i İttifak, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ilk Anayasal belgedir ve bu sebeple büyük öneme sahiptir. Vergileme esaslarının belirlenmesi ve vergilemede ölçülülük, reayanın korunması ve onlara zulmedilmemesi, sadrazamın kanuna aykırı işlem yapmaması, soruşturma yapılmadan ceza verilmemesi gibi maddeler içeren Sened-i İttifak Padişah iktidarını sınırlama açısından önemlidir. Dönemin padişahı II. Mahmut (Avrupai düşünce yapısını ve yaşam tarzını benimsemiş, yenilikleri destekleyen bir padişah olması hasebiyle Gavur Mahmut olarak da bilinmektedir.) tarafından bu anlaşma uygulanmadan askıya alınmıştır.

İkinci önemli anayasal belge olan 1839 tarihli Tanzimat Fermanı kanun önünde eşitlik, din ve mezhep ayrımı yapılmaması, mali güce göre vergileme (mali güç, kişilerin yalnızca elde ettiği gelirin değil aynı zamanda tüketimini, sahip olduğu iratların da vergiye tabi olmasını ifade eder ), vergilemede adalet, yargılamanın aleniliği, yargılanma hakkı, azınlıkların askere alınması, mülkiyet hakkı güvencesi, müsadereden mirasçıların etkilenmemesi (Müsadere, İslam hukukuna göre halkın malvarlığının bir bölümüne ya da tamamına devlet tarafından el konulması demektir. 1451’de Fatih Sultan Mehmet döneminde benimsenmiş, ilk defa da 1543’de Çandarlı ailesinin malları müsadere edilmiştir.) gibi esasları içerir. Tanzimat Fermanını 1856 tarihli Islahat Fermanı izlemiştir. Islahat Fermanı izlemiştir. Islahat Fermanı azınlıkların haklarını güvence altına almak için Batılı Devletlerin baskısıyla çıkarılmıştır. Islahat Fermanı ile gayrimüslimlere memur olma hakkı tanınmış, ibadet hakları güvence altına alınmış, askeri ve mülki okullarda okuyabilmelerine olanak tanınmıştır. Her cemaatin kendi milli dilinde eğitim yapmak için okul açabileceği, gayrimüslimlerin de askerlik yapabileceği ancak bedel ödemek suretiyle muaf sayılabileceği düzenlenmiştir. Azınlıklardan alınan cizye vergisinin kaldırılacağı düzenlenmiştir.

Tüm bu düzenlemeler çok önemli hukuksal kazanımlar olsa da Fermanları yayınlayıp, yürürlükten kaldırmak padişahın takdirinde olduğundan kalıcı olmamıştır. Yine de bu belge ve fermanlar padişahın sarsılmaz otoritesinin sınırlanabildiğini ortaya koyduğundan Genç Osmanlılar adı verilen bir grup peydah olmuştur. Bu grup imparatorluğun yaşadığı zor durumdan meşruti monarşi sayesinde kurtulabileceğini savunuyordu. Bir anayasa yapılmalı, padişahın yetkileri sınırlandırılmalı ve bazı devlet yetkileri bir parlamentoya verilmeliydi. Genç Osmanlıların çabalarının meyvesi ilk Osmanlı Anayasası sayılan 1876 Kanun-i Esasi olmuştur.

Mithat Paşa’nın başkanlık ettiği bir komisyon tarafından hazırlanan Kanun-i Esasi 23 Aralık 1876’da ilan etmiştir. Anayasa doğrultusunda ilk Osmanlı Meclisi de 1877’de Dolmabahçe Sarayı’nda açılmıştır.

Yönümüzü biraz da dünya devletlerine çevirerek buradaki hukuksal  ve anayasal gelişmelerden bahsetmek istiyorum. Anayasa fikri ve tarihçesi yıllardır süregelen araştırma konularında yerini alsa da yine de hala bazı konular şaibeli olarak tarihteki yerlerini korumaktadırlar. Konuyu isterseniz biraz daha açalım. Günümüzde 4 temmuz 1776 yılında Bağımsızlık Bildirgesini yayınlayan ve 1787 tarihinde bilinen ilk anayasal metni ihdas eden devlet Amerika Birleşik Devletleri‘dir. Ancak ünlü bazı yazarların konuya dair, konuyu haiz eden gelişmelerin çok daha eski tarihlerde vukuu bulduğu ile alakalı olarak yaptıkları açıklamalar ve bir takım eserler akıllara 1215 yılında imzalanan Magna Carta’yı getirmektedir. Mevcut literatürde  “Büyük Ferman” ya da “Büyük Sözleşme” olarak atfedilen Magna Carta İngiliz Kralı’nın halk ayaklanmasını bastırmak gayesiyle  bazı yetkilerinden feragat ettiği veya sınırlandırma getirdiği, halkına haklar ve özgürlükler tanıdığı anayasal nitelikte bir sözleşmedir. Bu benim iddiam değil, bu konuya doktora seviyesinde emek veren üzerinde tezler hazırlayan araştırmacı yazarların ve tarihçilerin bir iddiasıdır. Yeri gelmişken Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirgesi ile alakalı olarak küçük bir anekdot paylaşmak istiyorum. ABD’nin New York eyaletinde Liberty (Özgürlük) Adası’nda bulunan “Özgürlük Anıtı” Fransa Hükümetinin kuruluşunun 100. Yılını kutlama saikiyle hediye ettiği bir anıttır. Anıtın sol elinde tutmuş olduğu tablet ilk anayasal metni temsil eder ve üzerinde de Latince olarak bağımsızlık bildirgesinin tarihi yazılıdır. Dünya tarihine baktığımızda ise ikinci anayasa ihtilal sonrası meydana gelen 1791 Fransız Anayasası’dır. 1789 yılında ilan edilen İnsan Hakları Bildirisi bu anayasanın önsözüne eklenmiştir.

Modern hukukun temeli diyebileceğimiz anayasalar, günümüze kadar çeşitli revizyonlara tabi tutulmuştur. Ülkemizde yürürlükte olan en son anayasa 1982 Anayasası olmakla birlikte aktüel gündemi yeni anayasa tartışmaları oluşturmaktadır. Tarihe 12 Eylül Darbesi diye geçen, 1980 yılında yapılan askeri müdahaleden sonra yazılan 82 Anayasası’nda yürürlüğe girdiği günden bu yana 17 değişiklik yapılmıştır.

Yeni anayasa tartışmaları “sivil anayasa” tartışmaları ile birlikte sürmektedir. Biz bu tartışmaların üzerinde döndüğü anayasa kavramını biraz olsun açıklamaya çalıştık.

Rukiye Köme
Hukukçu

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir