İslam Tarihinde Din Sosyolojisi

Bu yazı 47 kez okunmuştur.

Farabi (870-950)

Toplumu bir organizmaya benzeten Farabi, din sosyolojisi ya da genel sosyoloji alanına dair müstakil çalışmalar yapmamıştır ancak; Uluhiyet ve Nübüvvet Teorileri, ahlak, siyaset, hukuk, sosyoloji ve din sosyolojisi ile ilgilidir.

Farabi, insan için ‘medeni varlık’ tabirini kullanır. Ona göre insan yaratılış gereği toplumsal bir varlıktır. Farabi insan topluluklarını büyüklükleri ve mükemmelliklerine göre tasnif etmiştir.

Büyük toplum, orta toplum ve küçük toplum büyüklüklüklerine göre; erdemli ve erdemsiz toplum ayrımı da mükemmelliklerine göre yapılan ayrımlardır.

Büyük, orta ve küçük toplum ayrımı niceliksel iken, erdemli – erdemsiz toplum ayrımı nitelikseldir. Farabi’ye göre erdemli toplum aydınlar tarafından yönetilecek ‘ideal toplumken’; erdemsiz toplum kendi içinde bilgisiz, kötü, değişmiş ve bozulmuş olarak ayrılan gerçek toplumlardır.

Gazali (1058-1111)

İslam dünyasında din sosyolojisinin öncülerinden olan Gazali’nin birçok alanda eseri bulunmaktadır.

Gazali, bilimleri, dinle ilgili bilimler ve dinle ilgisi olmayan bilimler olarak sınıflandırmıştır. Tarihi yöntemi kullanan Gazali, peygamber sahabe zamanında örnekler verdiği gibi Hint, İran ve Yunan tarihinden de örnekler kullanmıştır.

Birçok toplumbilimci öncüleri gibi o da toplumu organizmaya benzetmiştir.

Tehafüt eserinde Felsefecileri eleştiren Gazali, İhya’da din ve ekonomi, helal-haram konularını incelemiştir. Fanatizmi ve taassubu eleştiren Gazali, farklı mezhep, grup ve tarikatları Ehl-i Sünnet inancına göre değerlendirmiştir.

İbn Haldun (1332-1406)

İbn-i Haldun, tarih, siyaset, iktisat, müzik, şehircilik gibi birçok konuda görüşleri olan çok yönlü bir düşünürdür.

Ünlü eseri Mukaddime’de toplum ve medeniyet incelemesi yapmış, tarihi, hikayeler ve rivayetler tarihi olmaktan çıkararak farklı bir tarih anlayışıyla ‘umran’ adını verdiği yeni bir bilimsel disiplin kurmaya çalışmıştır. Bu anlamda İbn-i Haldun sosyolojinin ilk kurucusu olarak görülebilir.

Peygamberlik ve devlet yönetimini birbirinden ayırarak din işleri ve devlet işlerinin ayıran anlayışa öncülük eden İbn-i Haldun, peygamberin asıl görevinin kendisine vahyolunanı tebliğ etmek olduğunu ifade etmiştir.

İbn-i Haldun, dünyayı yedi iklime ayırmış, bu iklimlerin insanların dini, ahlaki ve manevi hayat üzerinde etkili olduğunu söyleyerek coğrafyanın topluma etkisini ispat etmeye çalışmıştır.

Bedevi-hadari toplum ayrımı yapan İbn-i Haldun’a göre toplumlar da insanlar gibi doğup, büyüyüp, ölürler. Medeni toplumlarla bedevi topluluklar arasında sürekli bir güç mücadelesi vardır ve bunu asabiyet teorisi ile destekler. Asabiyet, bir çeşit grup bağıdır ve nesep ve sebep asabiyeti olmak üzere ikiye ayrılır.

Kendisine özgü tarihsel anlayışı olan İbn-i Haldun, akli bilimlere oldukça önem verir ve özellikle tefsir ve fıkıh gibi nakil ilimlerinde sosyolojik değerlendirmeler yapar.

Abdullah YARGI

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir