Sultan İbrahim deli miydi?

Bu yazı 49 kez okunmuştur.

Dostlar günümüzün en kötü alışkanlıklarından birisi daha önce yaşanmış olayları günümüz koşulları ile değerlendirmek ve vefat etmiş şahıslar hakkında bilip bilmeden iddia ve ithamlarda bulunmaktır.

Maalesef bizler şu an kendilerini savunacak durumları olmayan, yani ahirete intikal etmiş ecdadımız hakkında çok kolay hüküm ve iddialarda bulunmaktayız. Hatta bu hüküm ve iddiaları bırakalım onlara kafamıza göre lakaplar takıp, asılsız yorumlarda bulunabiliyoruz. Bu durum yeni neslimizin tarihi ve şahsiyetleri yanlış öğrenmesine neden oluyor.

İşte bugün o yanlış öğretilen bilgilerden biri olan Osmanlı’nın 18. Padişahı olan Sultan 1.İbrahim hakkındaki delilik iddiasına değinmek istiyorum…

Bizler yıllarca onu deli bir padişah olarak öğrendik ve okullarda hep bu şekilde anlattık. Aslında kendisi deli değildir. Ama zor bir hayat yaşadığı gerçektir. Kendisi gururdan uzak, mütevazı, hassas yapıda olan bir kişiliğe sahiptir.

Kösem Mahpeyker Sultan’ın  küçük oğludur. Sultan 4.Murat’ın ölümü üzerine devletin başına geçmiştir. Fakat o yaşa kadar hep bir ölüm korkusu yaşadığı için buhranlı bir hayat geçirmiştir. Bildiğiniz gibi Osmanlı Devleti’nde devletin bekası için kardeş katli mevcuttu. Bu yüzden kendisi de hep bir cellat bekleme korkusu ile yaşamış ve bundan dolayı baş ve vücut ağrısı çekmiştir.

Fakat bu durum delilik gibi bir isnada kanıt değildir. Çünkü muteber, yani güvenilir Osmanlı kaynaklarında da onun için deli lakabı kullanılmamaktadır. Lakin son zamanlarda kaleme alınan kaynaklar bu lakabı ön plana çıkarmaktadır. Bu lakabı ilk kullanan ve yayanlar ise Kara Çelebizade Abdülaziz Efendi ve Anadolu’da huzursuzluk çıkaran ve Sultanın idam ettirdiği isyancı Kesikbaş Emirgunenoğlu’dur.

Oysa ki onun devlet için yaptığı askeri, mali, adli ve idari ıslahatlar ona yapılan bu isnadın doğru olmadığına yeterli bir delildir. Eğer bu isnat doğru olsaydı Osmanlı’nın güvenilir kaynaklarında bu lakap yerini alırdı.

Diğer bir durum ise evet Sultan 1.İbrahim tahta çıktığında hastadır ve ağrılar çektiği doğrudur. Sadrazamına yazdığı hatt-ı hümayunlarda da yüreğinin sıkıldığından ve hasta olduğundan bahsetmiştir. Ama bu durum akli melekelerinin iyi olmadığına bir kanıt değildir. Ayrıca o zamanlarda ki uzmanlarda akli melekelerinde bir bozukluk olmadığını belirtmişlerdir.

Sadece acılı geçmişi, iyi bir eğitim görmemiş olması ve o yaşında omuzlarına devletin başı olmak gibi büyük bir sorumluluk bindiği için buhranlı ve sıkıntılı bir hale giriftar olmuştur. Çünkü takdir ederseniz ki yıllarca ölüm korkusu ile yaşamak kolay olmamalı; apar topar o devrin en büyük devletinin başına geçmek gibi bir sorumluluk sahibi olmak da…

Bu sorumluluğun getirdiği iç sıkıntıları yaşadığı doğru ancak; bunun akli melekeleriyle ilgili bir illete yol açtığı vaki değildir.

Yine uzmanların dediğine göre onun rahatsızlığı anksiyete bozukluğu denilen nevroz türünde bir hastalıktır. Yani bir nevi kaygı durumudur. Günümüzde hepimizin yaşadığı kaygı ve endişe durumudur. Psikotik ve deli değildir.

Zaten hekimler de elem-i asabi teşhisi koymuşlardır.  Ve buda yaygın anksiyeteden başkası değildir. Bu hastalık akli melekelerin olmaması türünde bir hastalık sayılmamaktadır. Yani ona delilik isnadı yanlış bir tutumdur. Ama işte en başta dediğim gibi çoğumuz onu deli olarak tanıdı yada tanıttırıldı maalesef.

Tarihimizi anlatırken hala onu deli diye anıyoruz ve galiba böyle giderse bizden sonrakiler de deli diye bilecekler. Bu yüzden ülke olarak okullarda anlattığımız tarih müfredatı konusunda bir inceleme yapılmalı ve bilgilerin güvenilirliği doğrulanmalıdır. Yoksa çocuklarımız bilip bilmeden ecdatlarına deli veya başka lakaplar kullanacaklar ve aslında kimlerin torunları olduklarının idrakına tam  olarak varamayacaklardır.

En kötüsü de bilip bilmeden onlar hakkında yorum yapıp, genelin yaptığı gibi olayları günümüz koşulları şartları ile değerlendireceklerdir. Bundan dolayı tüm okurlarımdan ricam, tarihi mevzularda tek bir kaynak değil birçok kaynaktan yararlansınlar ve tarihimizi doğrusu ve yanlışları ile sevsinler. Bizler sevelim ki yarın çocuklarımız da ecdadını doğru tanısınlar ve sevsinler.

Mesut BULDU

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir