Hadis İlminde Tarih Anlayışı

Bu yazı 125 kez okunmuştur.

Geçmişten günümüze kadar elimize ulaşan sahih hadisler, hadis âlimleri özellikle râvilerin hadis rivâyetine ehliyetlerini ve dolayısıyla hadislerin Hz. Peygamber’e aidiyetini tespitte tarih bilgisinden istifade etmişlerdir.

>> Ricâl Eserlerinde Tarih Anlayışı
>> Temel Hadis Kaynaklarında Tarih Anlayışı
>> Kurumsallaşma ve Hadis İlmi
>> Modern Dönem ve Hadis Tarihi Dersi

Hadis ilminde “tarih” özellikle ilk dönemlerde râvilerle ilgili gündeme gelen bir husus olmuştur. Hadis âlimlerinin tarih hakkındaki genel anlayışları da İslâm tarihçilerinden farklılık arz etmekteydi. Bu sebeple hadis âlimlerinin tarih anlayışlarını ‘temel hadis kaynakları‘ ve hadis rivayet eden ravilerin durumlarını inceleyen ‘rical‘ eserleri olmak üzere iki farklı başlık altında ele almak gerekiyor.

Ricâl Eserlerinde Tarih Anlayışı

Bu alanda Hadis ilminin temel amacı, hadisin aslına uygun olarak sonraki nesillere nakledilmesini temin ile Hz. Peygamber’e nispet edilen bilgilerin ona aidiyetini tespit etmektir. Baktığımız zaman Hadis ilimlerinden biri ve en önemlisi kabul edilen “cerh ve ta‘dîl” ise isnâdda yer alan râvilerin hadis rivâyetine ehliyetlerini incelemektedirler.

Hadis ilminde “tahammülü’l-‘ilm” ile ilgili rivâyet kuralları hadisin aslına uygun olarak sonraki nesillere nakledilip nakledilmediğini, isnâd ve isnâdda yer alan râvileri inceleyen “cerh ve ta‘dîl” ise hadisin kaynağına ait olup olmadığını tespit etmeyi amaçlamaktadır.

Dolayısıyla Hadis ilminde tarih anlayışı da hadisin kaynağına aidiyetini tespitle ilgili olarak ortaya çıkmış ve gelişmiştir demekte bir sakınca yoktur. Güvenilir râvilerden oluşan bir isnâdla rivâyet edilen herhangi bir hadisin kaynağına aidiyeti için ayrıca tüm râvilerin hoca-talebe ilişkisinin de tespit edilmesi gerekmektedir. Başka bir ifadeyle isnâdın munkatı‘ değil muttasıl olması gerekmektedir.

Hadislerin kaynağına aidiyetini belirlemede hoca-talebe ilişkisini, başka bir ifadeyle isnâddaki inkıtâ ve ittisâli tespit, hoca ve talebenin vefat ve mümkünse doğum tarihlerini bilmeyi gerektirmekte ve hatta mecbur kılmaktadır. Başka bir ifadeyle râvinin, kendisinden rivâyette bulunduğu hocasının dönemine yetişip yetişmediği, yetişmişse onunla karşılaşıp karşılaşmadığı, karşılaşmışsa ondan hadis alıp almadığı gibi hususların belirlenerek isnâddaki inkıtâ‘, irsâl, tedlis gibi kusurların tespiti önem arz etmekte olduğunu görmekteyiz.

Kaynaklarda vefat tarihi bilgisinin, râvilerin hakikatte rivâyette bulunmadıkları âlimlerden hadis aldıkları yönündeki asılsız iddialarının tespitine imkân verdiğine dair misaller bulunmaktadır. Kastedilen duruma bir bakılacak olursa hadis ilminde “tarih” denildiğinde genel tarih değil, konusu gereği “râviler tarihi-biyografisi” kastedilmekte olduğunu görmemiz mümkündür. Ricâl kitapları biyografik olarak râvilerin doğumundan ölümüne hayatlarının tamamını değil, özellikle hadis ilmindeki yerlerini tespite yönelik bilgiler ihtiva etmektedir.

Bakıldığı zaman netice itibariyle râvilerle ilgili eserlerde yer alan “tarih”, geçmişin genel ve kapsamlı bir incelemesini ifade etmemekte olup, özellikle rivâyet ehliyetleri açısından râvilerleri ilgilenmektedir. Bu sebeple râvilerin hadis rivâyetine ehliyetini inceleyen ilme “cerh ve ta‘dîl ilmi” yanında “ricâl ilmi” ve “ricâl tarihi ilmi” de olarak da ifade edilmiştir. 

Temel Hadis Kaynaklarında Tarih Anlayışı

Hadis kitaplarının ilgili bölümlerinde tarihî olaylar ve şahsiyetlerle ilgili yer alan hadis malzemesi tarihçi mantığıyla değil hadisçi anlayışıyla derlenmiş ve toplanmıştır. Bu açıdan her ikisi de geçmişe ait haberlerle ilgilenmeleri ve onları derlemelerine rağmen hadis ve tarih ilimleri, haberler hakkında farklı yöntemler kullandıkları da açıkça görülmektedir. İlk dönem hadis âlimlerinin telif ettikleri temel hadis kaynaklarında geçmişe ait bilgileri tarihçi mantığıyla değil kendi yöntemleri çerçevesinde farklı başlıklar altında topladıkları görülmekte olduğunu ifade edebiliriz. Aşağıda yaklaşık hicrî beşinci asırdan itibaren İslâm eğitim tarihinde kurumsallaşmaya geçilmesiyle birlikte hadis eğitimi, hadis ilminde tarih anlayışı ve özellikle hadis ilminin kendi tarihini yazması ile ilgili gelişmeler ele alınacaktır.

Hadis alimleri, hadislerin ‘sağlamasını’ yaparak ‘doğru din bilgisine’ ulaşmak adına birçok eleştirel yöntem geliştirmiştir.

Kurumsallaşma ve Hadis İlmi

Bilindiği gibi yaklaşık ilk dört asır süresince eğitim-öğretim genellikle mescid ve câmilerde yapılmaktaydı. Hatta Peygamberin Medine de ilk kurduğu Ashabı Suffa buna bir örneklik oluşturmaktadır. Büyük Selçuklu veziri Nizâmülmülk’ün (ö. 485/1092) kendi adıyla anılan Nizâmiye medreselerini kurmasıyla eğitim-öğretimde kurumsallaşma dönemi başlamış ardından, Osmanlı dönemi dârülhadis ve medreselerinde de genellikle temel hadis kaynakları, hadis usûlü ve ricâl tenkidi ile ilgili eserler okutulmaya başlanmıştı. Buhârî ve Müslim’in el-Câmiu’s-sahîh’leri, Ebû Dâvûd, İbn Mâce, Tirmizî ve Nesâî’nin Sünen’leri, Beyhakî’nin (ö. 458/1066) es-Sünenü’l-kübrâ’sı, Begavî’nin (ö. 516/1122) temel hadis kaynaklarından derlediği önemli eseri Mesâbîhu’s-sünne’si, Kâdî İyâz’ın (ö. 544/1149) Hz. Peygamber’in sevgisine ve Müslümanlar üzerindeki haklarına dair eş-Şifâ bi ta‘rîfi hukûki’l-Mustafâ’sı, İbnü’l-Esîr el-Cezerî’nin (ö. 606/1210) Kütüb-i Sitte’deki hadisleri bir araya toplayan Câmiu’l-usûl liehâdîsi’r-Resûl’ü, Radiyyüddin es-Sağânî’nin (ö. 650/1252) sahih hadislerden seçerek derlediği Meşâriku’lenvâri’n- nebeviyye’si ve bu eserin İbn Melek (ö. 821/1418) tarafından telif edilen şerhi Mebârikü’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr’ı, İbn Hacer el-Askalânî’nin (ö. 852/1449) ibadet, hukuk ve muâmelâta dair sahih hadisleri ihtiva eden Bulûğü’lmerâm min edilleti’l-ahkâm’ı Osmanlı dönemi medreselerinde okutulan hadis kitapları olarak karşımıza çıkmaktadır.

İbnü’s-Salâh’ın Ulûmü’l-hadîs’i, Zeynüddin el-Irâkî’nin (ö. 806/1404) İbnü’s- Salâh’ın Mukaddime’sini 1002 beyitte özetlediği el-Elfiyye’si, İbn Hacer el-Askalânî’nin İbnü’s-Salâh’ın eserinin muhtasarı olan Nuhbetü’l-fiker’i ile müellifi tarafından yapılan Nüzhetü’n-nazar fî tavzîhi Nuhbeti’l-fiker’i ve Birgivî’nin (ö. 981/1573) küçük hacimli Risâle fî usûli’l-hadîs’i Osmanlı dönemi medreselerinde okutulan hadis usûlü kitapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Görüldüğü üzere verilen bilgilerden anlaşıldığı üzere gerek mescid ve câmilerin eğitim merkezi olarak kullanıldığı ilk dört asırda gerekse eğitim-öğretimin medrese ve dârülhadislerde yapıldığı kurumsallaşma döneminde hadis tarihi ismini taşıyan bir eser ve ders bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Modern Dönem ve Hadis Tarihi Dersi

Osmanlı medreseleri 16. yüzyılda altını çağını yaşasa giderek bozulmaya başlamış ve 17. yüzyıldan itibaren sadece -kalite olarak da düşmüş bulunan- dinî ilimlerin ta’limine münhasır kılınmıştı. 18. yüzyıldan itibaren ise medreselerin ıslahı için teşebbüsler yapılmaya başlanmış ancak istenilen sonuç bir türlü elde edilememiştir. Osmanlı’nın son dönemlerinde kurulan bazı medreselerde hadis, hadis usulü derslerinin dışında “Nakd-i Ricâl” dersi de okutulmakta olduğunu görmekteyiz. Nitekim 1914 yılında kurulan Dâru’l-Hilâfeti’l-Aliyye Medresesi’nin Kısm-ı Âlî’sinin müfredatında 1. Sınıfında haftada 2 saat “Hadis Usûlü” dersi, 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında haftada 3 saat “Hadis” dersi bulunmaktadır. Medresetü’l-Mütehassisîn ile ihtisas medresesi hüviyetindeki Süleymaniye Medresesi’nin Tefsir-Hadis şubelerinde “Hadis” ve “Hadis Usûlü” derslerine ilave olarak birinci ve ikinci sınıflarda haftada ikişer saat olmak üzere “Nakd-i Ricâl” dersi de bulunmaktadır. 3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler lağvedildi ve kapatıldı.

Dinî tedrisat için İstanbul Dârülfünûn bünyesinde bir İlahiyat Fakültesi açıldı. İstanbul Dârülfünûnu hakkında 21 Nisan 1924’te kabul edilen kanunun hükümlerine göre çıkan Dârülfünûn Tâlimatnâmesinin 8. maddesine göre İlahiyat Fakültesi dersleri arasında “Tefsir ve Tefsir Tarihi”, “Hadis ve Hadis Tarihi”, “Kelam Tarhi i”, “Tasavvuf Tarihi” gibi temel İslâm bilimlerinin tarihi ile ilgili dersler bulunmakta olduğunu da görmekteyiz. Böylece İslâm tarihinde ilk defa temel İslâm bilimlerinin tarihini ele alan dersler konulduğunu görüyoruz.

İstanbul Dârülfünûn İlahiyat Fakültesi’nde “Hadis ve Hadis Tarhi i” dersini okutmak üzere Dârülfünûn İlahiyat Fakültesi’ne ilk defa 1 Mayıs 1924 tarihinde müderris olarak Ahmet Hamdi Akseki (ö. 1951) atanmış ve ilk dersleri vermiştir. Ardından İzmir’li İsmail Hakkı ve Arapkirli Hüseyin Avni (ö. 1954) Hadis Tarihi derslerini okutmuştur. Dolayısıyla İzmirli İsmail Hakkı’nın Târîh-i Hadis ismiyle hazırladığı ders notları ile Arapkirli Hüseyin Avni’nin Hadis Tarihi Ders Notları, bu isimle yazılan ilk eserler olarak karşımıza çıkmaktadır .Ardından gelişen süreçlerde İlahiyat fakültelerinin kurulmasıyla beraber “Hadis Tarihi” ve “Hadis Usûlü” ayrı yarıyıllarda ikişer saat olarak iki ayrı ders şeklinde konulmuş ve daha geniş bir zeminde ele alınmasına fırsat tanınmıştır.

Bu yazı Prof. Dr. Ahmet Yücel’in ‘Hadis İlminde “Tarih” Anlayışı ve “Hadis Tarihi” Yazıcılığı’ adlı makalesinin özetlenmiş halidir.

Yusuf YARALIOĞLU

2 Yorum Var

  1. Elinize sağlık, güzel bir yazı

  2. Yusuf kardesim cok basarili ve istifade edilebilir bir yazı olmuş.Allah emeklerini daim etsin daha iyi yerlere gelmen dileğiyle ..Allah yardimcin olsun.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir