Antibiyotik Ne Değildir? Ne için Kullanılmaz?

771 okunma

Keşfedilmesiyle milyonlarca insanın hayatını kurtaran antibiyotik, hepimiz için ölümcül hastalıkları basit enfeksiyonlar haline getirdi. Fakat günümüzdeki yanlış veya gereksiz antibiyotik kullanımı bize antibiyotik öncesi çağı tekrar yaşatabilir. Ufak bir yaralanma sonucunda, girdiğimiz bir operasyon sırasında yahut sonrasında ölebiliriz –ki ölmeye başladık da.

>> Enfeksiyon Nedir?
>> Antibiyotik Direnci Nedir?
>> Antibiyotik Direnci Nasıl Önlenir

AB ülkelerinde her yıl 25 bin insan antibiyotik direnci yüzünden ölüyor! Daha da kötüsü dünya genelinde bu sayının 2050 yılına kadar 10 milyona çıkacağı öngörülüyor.

Hiçbirimizin o kadar da önemsemediği antibiyotik direncini, dünya “Çağın Sorunu” olarak konuşuyor. Bu konuya ayrılan bir gün dahi var: Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü.

Türkiye en çok antibiyotik kullanan ülkelerin başında gelse de durumun ne denli büyük bir tehlike arz ettiğini hala kavrayabilmiş değiliz. Gözlemlediğim kadarıyla bunun en büyük sebebi zincir yerine sadece tek bir halkadan bahsediliyor olması. Bana göre konuya antibiyotikten değil enfeksiyon kavramından girilmesi çok daha doğru. Çünkü antibiyotik bir enfeksiyon çeşidinin tedavisinde kullanılır. Enfeksiyona ve birbirleriyle çok karıştırılan enfeksiyon çeşitlerine göz gezdirdiğimizde antibiyotiğin ne olmadığını ve ne tür bir enfeksiyonda kullanılmadığını daha rahat anlarız.

Enfeksiyon nedir?

Enfeksiyon, parazitlerin ya da patojeniklerin (hastalık yapıcı mikroorganizma) vücuda girmesiyle oluşan hastalıkların genel ismidir. Farklı yollarla alınan bu mikroplar bulaşıcı özellik taşırlar.

Enfeksiyon, parazitlerin ya da patojeniklerin (hastalık yapıcı mikroorganizma) vücuda girmesiyle oluşan hastalıkların genel ismidir.

Bakteriyel enfeksiyonlar, bakterilerin sebep olduğu hastalıklardır. Bakteriler, kendilerine ait metabolizmaları olan ve hızla bölünerek çoğalabilen tek hücreli canlılardır.

Viral enfeksiyonların sebebi ise virüslerdir. Virüsler, kendilerine ait metabolizmaları olmayan, bu yüzden uygun bir konak hücreye yerleşerek yaşamsal faaliyetlerini o hücre vasıtasıyla gerçekleştiren ve genelde hücreyi parçalayarak çıkıp kendilerine yeni uygun konak hücreler arayan bir türdür.

Bakteriyel enfeksiyonlar ile viral enfeksiyonların karıştırılmasının nedeni, her iki enfeksiyon türünün de birbirlerine çok benzer belirtiler göstermesidir. Bakteriyel enfeksiyonlarda genel olarak halsizlik, boğazda yanma yahut batma, boğaz ağrısı, burun akıntısı; akabinde hapşurma, öksürme, burun tıkanıklığı ve ateş görülür. Viral enfeksiyonların da halsizlik, boğaz ağrısı, baş ağrısı, öksürük, ishal ve karın ağrısı gibi belirtileri vardır. Bu benzerliklere karşın, bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde antibiyotik, viral enfeksiyonların tedavisinde ise antiviral ilaçlar kullanılmaktadır.
Antiviral ilaç, virüslerin çoğalmasını kontrol altına almak ve onları yok etmek amacıyla kullanılır. Pek çoğu ağız yoluyla alınırken aşı, krem ve göz damlası şeklinde uygulanan türleri de mevcuttur.
Antibiyotik, her ne kadar kelime manasıyla yaşam karşıtı anlamına gelse de çoğunlukla bakteriler üzerinde etkili olan bir ilaçtır. Bu etkisini bakterilerin hücre çeperlerini zayıflatma, nükleik asit sentezlerine müdahale etme gibi yöntemlerle gösterdiğinden hücresel bir yapıda olmayan virüsler üzerinde hiçbir faydası yoktur.

Antibiyotiklere, gırtlak ve orta kulak iltihaplarının bazı türleri, bakteriyel menenjit, yara iltihaplanmaları ve zatürre gibi bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde başvurulur. Gırtlak ve orta kulak iltihaplarının çoğu, kızamık, viral hepatit ve özellikle sık görülen grip, soğuk algınlığı, akut bronşit gibi viral hastalıklarda antibiyotik kullanılmaz. Ayrıca üst solunum yolu enfeksiyonlarının büyük bir bölümünün viral enfeksiyonlar içerisinde yer almasının yanı sıra, vücudun bağışıklık sistemi hafife alınmamalıdır. Herhangi bir antiviral ilaç kullanılmaksızın 7-10 gün arasında bu tür enfeksiyonları vücut kendi başına atlatabilmektedir.

Bakteriyel ve viral enfeksiyonların belirtilerinde görülen benzerliklerden ötürü, hasta kesinlikle bir hekime başvurmalı ve hastalığına bakteriyel bir enfeksiyon tanısı konulması halinde tavsiye edilen antibiyotiği verilen talimatlara uygun bir şekilde almalıdır. Belirli dozda, belirli aralıkta ve belirli süre zarfınca kullanılmayan antibiyotik hastaya fayda sağlamayacağı gibi birçok sorunu da beraberinde getirebilir. Antibiyotik direnci ise bu sorunların en tehlikelisidir.

Antibiyotik direncine bilimsel bir açıdan bakmadan önce zihninizde şöyle bir sahne canlandırmanızı istiyorum. Karşınızda sizi öldürmek isteyen bir adam var ve hızla size doğru yürüyor. Kendinizi korumak için silahınıza davranıp ateş etmeye başlıyorsunuz fakat kurşunlar adama zarar vermediği gibi her adımında arkasından birkaç tane daha adam çıktığını ve gittikçe kalabalıklaştıklarını görüyorsunuz. Panikle onlara da ateş ediyorsunuz ama nafile. Artık daha da yakınınızdalar ve ölmekten başka hiçbir alternatifiniz kalmadı.

Gözünüze uçuk bir Amerikan filmi gibi gelmiş olabilir fakat bu sahnenin bir benzeri antibiyotik direnci yüzünden ölen binlerce insanın vücudunda gerçekleşiyor. Size doğru yürüyen adamın bir bakteri olduğunu düşünün, silahınız ise antibiyotik. Ateş etmeye başladığınızda ölmesi gerekiyordu fakat antibiyotiğe karşı dirençli olduğundan silahınız hiçbir işe yaramadı. Onu öldürmediği gibi, çoğalmasına da engel olamadı ve bakteriyel bir enfeksiyona antibiyotik direnci yüzünden karşı koyamadınız.

Antibiyotik Direnci Nedir?

Peki bilimsel açıdan bakıldığında antibiyotik direnci nedir ve bakteriler bu özelliği nasıl kazanır?

Antibiyotik direnci, bir bakterinin antibiyotiğe maruz kalmasına rağmen yaşamını sürdürebilmesidir. Bakteri, antibiyotiğe karşı direncini genel olarak üç şekilde gerçekleştirir. Birincisi antibiyotik konsantrasyonudur. Antibiyotiğin bakteriye gerekli dozda verilmesi bakterinin çoğalmasına yahut yaşamasına engel olur. Fakat gerekenden daha az verildiğinde bakterinin çoğalmasına yol açar. Bu tür bir antibiyotik direncine sebep olmamak için antibiyotiği uygun dozda ve belirlenen süre boyunca kullanmanız, kendinizi iyi hissetseniz de antibiyotiği zamanından önce bırakmamanız gerekmektedir. Ayrıca hastalığınızın belirtilerini, daha önce geçirdiğiniz yahut çevrenizdekilerden birinin şu an geçirmekte olduğu bir hastalığa benzettiğiniz için daha önce kullandığınız veya çevrenizdekilerden birinin şuan kullanmakta olduğu bir antibiyotiği almamalısınız. Çünkü hastalığınız bakteriyel bir enfeksiyon olmayabilir. Yahut aldığınız antibiyotikten bambaşka bir antibiyotik ile tedavi edilmesi gereken bir bakteriyel enfeksiyon da olabilir. Her iki durumda da kullandığınız antibiyotik, vücudunuzdaki zararlı, yararlı yahut bağışıklık sisteminizin zayıflaması halinde zararlı nitelik kazanabilen yararlı bakterileri dirençli hale getirebilir.

Antibiyotik direnci, bir bakterinin antibiyotiğe maruz kalmasına rağmen yaşamını sürdürebilmesidir.

İkincisi ise bakteriyel mutasyondur. Bakteri çoğalırken genetik kodunda meydana gelen herhangi bir hata ona antibiyotiğe karşı bir avantaj kazandırabilir. Bu avantaj sayesinde bakteri antibiyotiğin aktivasyonunu engelleyebilen bir enzime sahip olabilir, antibiyotiğin hücre duvarından geçmesine izin vermeyebilir, hücre duvarından geçen bir antibiyotiği ondan etkilenmeden tekrar dışarı atabilir veya antibiyotiğin engellediği yaşamsal faaliyetini gerçekleştirmek için başka bir yöntem bulabilir.
Antibiyotik direnci kazanmış mutant bakteriler, antibiyotik direnci olmayan bakterilerin öldüğü koşullarda yaşayabilmektedir. Böyle bir durumda belirli bir antibiyotiğe karşı direnç kazanmış bakteriler için onların tanımadığı farklı bir antibiyotik geliştirilmelidir. Fakat yeni antibiyotikler geliştirmenin işe yarar bir yöntem olmasının yanı sıra bakterilerin de çok hızlı direnç kazandıkları unutulmamalıdır. Bu yüzden seçilmesi gereken en doğru yöntem, bakterilerin antibiyotiğe karşı direnç kazanmalarını gerektirecek ortamı onlara sunmamaktır.

Üçüncüsü ise bakteriyel genetik değişimdir ki bu yöntem, bizim için çok tehlikeli olmakla birlikte bakteriler için oldukça masumdur. Her canlı hayatta kalmak ve neslini sürdürebilmek için birtakım stratejiler geliştirir. Bakteriler de bu ilkeyle hareket eder. Herhangi bir bakteri antibiyotiğe direnç kazandığında kendi türünden yahut başka türden bir bakteriye bu direnç genini aktararak onun da hayatta kalmasına yardımcı olur. Bu yöntemin bizim için tehlike arz etmesinin sebebi ise zamanı geldiğinde yanlış antibiyotik kullanımı ile direnç kazandırdığımız bir bakteri kadar antibiyotikten haberdar olmayan bir bakteriye karşı da savunmasız kalabileceğimiz ihtimalidir -ki bu ihtimal gün geçtikçe gerçeğe dönüşmektedir.

Özellikle bakteriyel genetik değişim, antibiyotik direncine karşı birlikte savaşmamız gerektiğinin kanıtıdır. Enfeksiyonların bulaşıcı hastalıklar olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda antibiyotik direnci konusunda evrensel olarak değil, küçük bir güruh olarak bilinçlenmiş olmamızın hiçbir faydası olmadığı gerçeğiyle yüzleşmemiz de zor olmaz. Antibiyotik konsantrasyonu, mutasyon yahut genetik değişim sonucu direnç kazanımı bakteri camiasında evrenseldir ve bu konuda sadece bir kesimin bilinçli olması, antibiyotik direncine sahip bakteriler yüzünden hastalanıp ölmeyecekleri manasına gelmez.

Antibiyotik Direnci Nasıl Önlenir?

Bireysel olarak yapmamız gereken yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımından vazgeçmektir. Öncelikle bakteriyel ve viral enfeksiyonların ayrımı iyi yapılmalı; soğuk algınlığı, grip gibi virüslerin sebep olduğu yaygın hastalıklarda antibiyotik kullanılmamalıdır. Ayrıca antibiyotiğin ateş düşürmediği, ağrı kesmediği, burun akıntısını yahut öksürüğü azaltmadığı, kişinin kendisini halsiz hissetmesi sonucu alabileceği bir ilaç olmadığı iyi bilinmelidir. Antibiyotik doğru kullanıldığı için enfeksiyonun geçtiği ve bu nedenle belirtilerinin de ortadan kalktığı unutulmamalıdır.

Hasta kendine tanı koymamalı ve “Evde antibiyotik vardı.” mantığıyla hareket etmemelidir. Daha önce kullandığı bir antibiyotiği, tekrar kullanmak için saklamamalı veya çevreden gelen tavsiyeler ile ilaç almamalıdır. Eski yahut tavsiye üzerine alınan ilaçlarla antibiyotik direncine katkı sağlandığı gibi vücudun “bakteriyel flora” denilen sağlıklı bakteriyel dengesi de bozulmuş olur.

Kullanımı biten antibiyotikler çöpe atılırken bir poşete sarılmalı ve çöpteki bakterilerin direnç kazanması da engellenmelidir. Aynı şekilde antibiyotiklerin tuvalete atılması su ve topraktaki bakterilerin direnç kazanmasına da yol açmaktadır.

Ayrıca doktorların, bakteriyi teşhis edememesi yahut birden fazla bakterinin sebep olduğu bir enfeksiyonla karşı karşıya kalması haricinde geniş spektrumlu (birden fazla bakteri türüne etki eden) antibiyotikleri yazmaması gerekmektedir. Olabildiğince dar spektrumlu (belirli bir tür bakteriye etki eden) antibiyotikler tavsiye yahut talep edilmelidir. Sektöre ticari kazanç sağlamak amacıyla hastaya piyasaya yeni sürülen ve etkisi tam olarak belirlenmeyen antibiyotikler önerilmemelidir.

Bunların dışında sağlıklı hayvanlara antibiyotik verilmemelidir. Enfeksiyon kapmış hayvanlar uzman kontrolünde tedavi edilmeli, antibiyotik direncinin hem hayvanlar için hem de onlardan faydalanan insanlar için bir risk oluşturabileceği konusunda hassas davranılmalıdır.

İnsanların çaresiz bir şekilde ölümü beklediği o karanlık çağ Penisilin’in bulunmasıyla kapatıldı ve milyonlarca insan antibiyotikler sayesinde yaşamlarına devam edebildi. Umarım antibiyotiğe karşı direncin, artık antibiyotiklerin hiçbir işe yaramaması; yani kısaca çaresizlik demek olduğunu unutmadan hareket eder ve o çağın kapısını tekrar aralamayız.

Fâtıma ASLAN

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir