İsmet Özel’in “Türk Milliyetçiliği” Kavramsallaştırması Üzerine

528 okunma

İsmet Özel yıllar önce bir tv programında “İslamcı mısınız?” sorusuna “hem de nasıl” diyerek kendini İslamcı diye tanımlayan bir kişiydi.

İsmet Özel’in yaşamı sosyalizmden İslamcılığa oradan Türkçülüğe hazin bir yolculuğun hikayesi olarak öne çıkıyor.

İsmet Özel “biz” kavramını tanımlarken bunu Türklüğe mensubiyet gibi bir etnik kavrama yönlendiriyor. İsmet Özel’in Türklük kavramını etnik göndermenin dışına çıkarma gayretinin çok anlamlı bir karşılığının olmadığı açıktır.

Türkiye mes’uluyetine bigane kalan, Türklüğe mensubiyeti askıya alan “BİZ” tarifinin dışındadır. “BİZLİK” gelmiş geçmiş bütün anayasaların da, hakani, sultani bütün yasakların da üstündedir.”(İsmet Özel, Desem Öldürürler, Demesem Öldüm, Tiyo yayınları)

İsmet Özel Türk kavramını etnik çağrışımın dışına taşımak için, Türklük kavramını İslam tarihindeki önemli olaylarla eşleştirmeye çalışıyor. “Türklük mescid-i dırarın yıkılmasıyla başlar demekle Türk kelimesinin bir kavme izafe edilmesinin mümkün olamayacağını, Türklüğe talip olma niyeti noksan ise hiç kimsenin, hiçbir yerde Türkleşemeyeceğini söylemiş oluruz.” (İsmet Özel, Desem Öldürürler, Demesem Öldüm). Özel, münafıkların inşa ettikleri bir mescidde namaz kılmayı reddetmesine Türklüğü bağlamak hiçbir bilimsel veriye uymamasına karşın, bu konuda ortaya çıkan ısrar Türklük ile İslam’ı özdeşleştirme çabasıdır.

İsmet Özel savunduğu Türklük teziyle ne milliyetçilerin ne ulusalcıların ne Kemalistlerin ne de muhafazakarların ilgisini çekmiş gözüküyor.

İsmet Özel’in kendine özgü milliyetçilik için temel aldığı ‘İstiklal Marşı‘ milliyetçilik için hiç de uygun bir metin değildir. Zaten bunun için ileriki yıllarda sürekli değiştirilmek istenmiştir. Bu tekliflerden biri de kendi ifadesiyle Celal Bayar tarafından Necip Fazıl’a teklif edilmiştir. İsmet Özel’e göre “…Çünkü İstiklal Marşı üzerinde yaşadığımız toprakların, 780 bin kilometre karenin, Türkiye olarak adlandırılmasına giden yolu açmakla kalmadı; Türk milletinin eline vasıl olacağı “yer” Mekke ve Medine’nin yeniden vatan toprağı haline getirilmesiyle fark edilecek yolculuğa çıkabilmenin biletini verdi.” (İsmet Özel, Desem Öldürürler, Demesem Öldüm)

İsmet Özel savunduğu Türklük teziyle ne milliyetçilerin ne ulusalcıların ne Kemalistlerin ne de muhafazakarların ilgisini çekmiş gözüküyor. Kurduğu İstiklal Marşı Derneği ve Türklüğü temel aldığı marşın yazarı Mehmet Akif bile Cemaleddin Afgani ve Muhammed Abduh gibi İslamcıları izlediğini söyleyen ve kendisi de bu akımın içinde olan bir aydındır.

İsmet Özel’in Türklük kavramına yaptığı semantik müdahale ile oluşturduğu fikirlerini her defasında yeniden okuduğumda, yazar daha da silikleşiyor ve sıradanlaşıyor.

Türk kelimesinin, kültürel muhteva ile tanımlanması kuşkusuz bir zorunluluğun ifadesi olarak ortaya çıktı. Tek Parti döneminin, bütün ırkların ve dillerin Türkler ve Türkçeden türediği tezi ile “sahip olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur” göndermesinde kendini bulan etnik temelli ırkçılığın sürdürülmesi Anadolu sosyolojisine aykırı idi. Kaldı ki kavramın kültürel içerikte tanımlanması, milliyetçiliğin ötekileştirici vasfını ortadan kaldırmıyor. Buradaki en önemli ayırım başka kültürlerde aynı mesafeden mi bakıldığıdır.

İsmet Özel’in Türkçülüğü kültüreldir kuşkusuz, ama İslam ile Türklüğü öyle bir özdeşleştiriyor ki, diğer kültürlere yer kalmıyor. Böylece teori daha ayırımcı bir hal alıyor. “Türk değilsen oldun Amerikalı” mottosu insanları iki seçenek arasına sıkıştırıp, görünürde inanç ile etnisiteyi birleştirip klasik ırkçılıktan kaçmak isterken, örtük bir faşizmin eşiğine varıyor. Özel’in yaptığı aslında Türk-İslam sentezinin daha felsefi bir dille ifadesidir. Etnisite merkezli bütün İslam açıklamalarında olduğu gibi, Türk-İslam sentezini temel alan Türk milliyetçiliğin de asıl amacı, kendi İslam tecrübelerinin en güzel tecrübe olduğu düşüncesini meşrulaştırmaktır. Tarih de büyük ölçüde bu ön kabul üzerinden inşa edilir. Aynı şey Pers ve Arap milliyetçiliğin de bire bir aynıdır.

Türk milliyetçiliğin kimyasını bozan şey, aynı yolu deneyen Kürt milliyetçiliğinin doğumu oldu. Oysa bu doğumda Türk milliyetçiliğin tezleri belirleyici oldu. Bundan sonra Kürtleri de içine alan bir kültürel milliyetçilik inşa edilmeye çalışıldı. İsmet Özel ise Türklük ve İslami o derece eşitledi ki insanların önüne şu tercihi koydu; “Türk değil sen oldun Amerikalı.

Milliyetçilik, ister istemez bazı şeylerin sadece kendi hakkınız olduğu varsayımı üzerinden hayat bulur. Size ait olan diğerinin de olsun itirazını derhal ahlakın en önemli kavramları olan eşitlik ve adaletin dışına çekerek, neden öyle olmaması gerektiği üzerine açıklama yapmaya çalışır. İslam’la Türklüğü özdeşleştirme örneğin. Bununla Türklüğü karşı olmanın Islama karşı olmak olduğu tezini savunur. Türklüğün karşısına Türk olmamayı değil, kafirliği koyuyor. Türk değil sen oldun Amerikalı gibi sağlıklı bir insanın akıl sınırlarını zorlayan genellemeler yapıyor. Ayrıca Türklerin İslam’a yaptığı hizmetler Türklük ile İslam arasında özdeşlik yaratmaya yetmez. Unutmayın peygamberi etnik olarak Arap olan bir dinin mensuplarıyız.

Kültürel milliyetçilik dahi olsa, kendi kültürünün diğer kültürlere göre başat olduğunu kabul eder. Bu başatlık aslında diğerini kategorik olarak dışlama eğilimini besler. İsmet Özel’in Türklük ve İslam arasında kurmaya çalıştığı özdeşlik bu kaygının ürünüdür. Özel’in kendine özgü milliyetçiliğin eşiğine varmadan milliyetçilik üzerine yazdığı eleştirel metinlerin tamamı, şimdi ulaştığı düşünceyi eleştirel niteliktedir.

İsmet Özel en iyi İsmet Özel’le eleştirilir. “Kafirle çatışmayı göze alan Müslüman’a Türk denir.” (İsmet Özel, Desem Öldürürler, Demesem Öldüm). Bu iddia bariz bir çelişkiyi de içinde taşımaktadır. Araplar kafirlerle çatışırken onlara ne isim verilecektir? İsmet Özel’e göre “Araplar da, İslam’ın kılıcıyken Türk’tü.” Çelişkinin diğer yönü de şudur: Şu an kafirle çatışmayan Türklerin durumu nasıl açıklanacaktır? Bu soru hala cevaplanmamış bir soru olarak durmaktadır.

İsmet Özel’in Türklük ve İslam arasında yaptığı özdeşleştirme, İslam’ın Türklerle hayat bulacağı tezinden hareket etmektedir. İsmet Özel bize kabul edilemez bir önerme sunuyor: “İslam dinini benimsemek, aynı zamanda Türk olmayı kabul etmektir.

Türk” kavramının bir ırkı değil de bir sıfatı belirttiğini savunan bir düşünce var. Kuşkusuz bu görüş “Türk” kavramını etnik bir kavram olmaktan kurtarma kaygısını güdüyor. Ayrıca bu anlayış çok sayıda soruya da kaynaklık ediyor. Türk bir ırk değil bir sıfat ise neden Arap, Kürt, Fars sıfat olamıyor? Yoksa sıfat olma hakkı sadece Türk’e mi ait? Türk bir halkın adıdır; tıpkı Arap, Fars ve Kürt gibi. Bunun dışındaki her anlam ideolojiktir.

İsmet Özel, etnik Türkçülük yapmanın anlamsızlığını farkındadır. Artık zaman 1930-40’lı yıllar değildir. Bunun yerine İslam ve Türklüğü aynileştiren bir kültürel Türk kavramına evrilmesini istiyor. Ancak bu teorinin altını doldurmak için verdiği örnekler, kurmak istediği düşünceyi silikleştirip anlamsızlaştırıyor.

Milliyetçiliğin krizi henüz sağlam bir eleştiri temeline oturmuş değil. Süren tartışmalar tümden anlamsız değil elbette. Irkçı milliyetçilikten (Nihal Atsız) kültürel milliyetçiliğe (İsmet Özel) dönüş çabaları anlamlıdır. Ama sorun İsmet Özel’in tüm çabasına rağmen öğretimin içeriğinin ırkçılığa son derece açık olmasıdır. Bir etnik grubun İslam ile örtüştürüp diğerlerini buna mecbur etmesi gizli bir ırkçılıktan başka nedir ki? Kürtleri Türkleştirmek, Alevileri Sünnileştirmek tezinin gizli bir ırkçılıktan başka ne ile ilgisi olabilir.

Aslında milliyetçiliğin daha büyük sorunu, değişik etnik gruplardan oluşan heterojen toplumu bir arada tutacak donanıma sahip olup olmadığıdır. Şurası açık ki; milliyetçilik bizzat kendi taraftarlarının belirttiği gibi bilim, sanat, edebiyat gibi alanlarda en yetersiz siyasal akımdır. Bu bir anlamda da normaldir. Çünkü milliyetçilik düşünce ile değil eylemle kendini gösteren bir akımdır genellikle.

Milliyetçilik devletin gerekli gördüğü zamanlarda devreye soktuğu en kullanışlı ideolojidir. Bu yüzden milliyetçilik, sivil olma özelliği bir hayli sınırlı bir ideolojik tutumdur.

Yusuf Yavuzyılmaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir