Fatih’e Özenen Fransız Generali d’Esperey

267 okunma

Bize karşı senelerce muharebe ettiniz ve harbin uzamasına neden oldunuz. Bunun cezasını elbette çekeceksiniz.

Arkadaşlar, bu sözler İstanbul’un işgalinde görev almış Fransız bir subay olan General d’Esperey’e  aittir. Kendisi işgalde görev almış ve yaptığı küstah ve kabul edilemez hareketleri ile çok tepki çekmiştir. Fakat bu sözlerinin nedeni belki savaşın uzaması gibi görünse de asıl neden Avrupa’nın genelde Müslümanlara, özelde Türklere karşı olan kin ve nefretinin dışavurumudur.

Avrupa ve Batı, Anadolu coğrafyasına geldiğimizden beri bize soğuk davrandı ve istemedi. Çünkü biliyorlardı ki bizler sadece Anadolu ile kalmayacağız, İstanbul’u alacağız; hatta Avrupa’nın içlerine kadar gireceğiz. Evet biz tarih boyunca bunları gerçekleştirdik. İşte bundan dolayı Avrupalılar bizi önce Avrupa’dan, sonra Anadolu’dan atmayı düşündüler.

Balkan toprakları kaybı ve Dünya Savaşı ile Avrupa’dan çıkarıldık fakat Anadolu’dan atmayı başaramadılar. Tabii ki hala bu emellerinin devam ettiğine dair karineler mevcut. Kartlar eskisi kadar açık oynanmıyor. Bu da, modern çağın kendisine özgü diplomatik ve uluslararası ilişkilerinin gereği zannediyorum.

d’Esperey, İstanbul işgalinde Fatih’e nazire yaparak İstanbul’a sokaklarında gezişinin görkemli olmasını istemiştir.

Hasılı, bu coğrafyada bize tahammülleri yok. Bu yüzden her fırsatta kılıç hakkıyle girdiğimiz her yerden çıkarmaya çalıştılar. İşte bir örnek sunalım: Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girerkenki halini gösteren bir resim vardır. Çoğunuz da bu resmi görmüştür. Fatih Sultan Mehmet beyaz atıyla İstanbul’a giriyordur. Yanında Akşemseddin ve devlet erkanı vardır. Hatta derler ki bu resmi çizen kişi kendisini o resimde bir Osmanlı yeniçerisi gibi göstermiştir. İşte yukarıda sözünü naklettiğimiz Fransız General d’Esperey de tıpkı Fatih Sultan Mehmet gibi İstanbul’a at sırtında girmek istemiştir. İşgal günlerinde beyaz bir at istemiş ve şehre atla girmek istediğini söylemiştir. Yani kendince Fatih Sultan Mehmet Han’a nazire yapmak istemiş.

Vak’a şöyle gerçekleşmiştir… Fransız General d’Esperey İstanbul’un ilk işgalinden sonra İstanbul’a geldi. Fakat ilk gelişindeki karşılamayı beğenmemiş olacak ki ikinci gelişinde İstanbul’a gösterişli bir giriş töreni istedi. Kendisi, Galata rıhtımından Beyoğlu’na kadar zafer alayı tertip ettirdi. Beyaz bir ata binerek alayla birlikte etrafı selamlayarak ilerledi.

Fransız generalin, yanındaki subaylardan, padişahın Dolmabahçe Sarayı’nı boşaltmasını istediğini rivayet ediyor tarih kitapları. Kendisini Roma İmparatoru sanan bir edayla ilerleyerek Fransız Sefaretine giren ve kendince İstanbul’un fethine gönderme yapan d’Esperey’in bu hareketi, Müslüman ahaliyi derinden yaralamıştır.

İngiltere Başbakanı Lloyd George tarafından ‘Acınacak derece de nezaket ve zerafet yoksunu.‘ olarak tanımlanması, bu saygısız hareketin İtilaf Devletleri’nin diğer ileri gelenleri tarafından da olumlu karşılanmadığını göstermektedir.

Küstah Fransız General bununla kalmayıp, zafer sarhoşluğuyla daha başka taşkınlıklar da yapmıştır. Sadrazamı ayağına çağırıp tehdit etmiş; bir Türk albayına kızıp Harbiye Nazırının istifasını istemiştir. Yine şehzadelere ait konakların Fransız askerlerine tahsis edilmesini istemiştir.

Peki Fransız generalin bu taşkınlıkları sadece yukarıdaki sözlerinden dolayı mıdır? Yani savaşı uzattığımız için mi general böyle davranmıştır? Belki nedenlerden biri savaşı uzatmamız olabilir fakat; asıl neden Avrupa’nın o bitmek bilmeyen koca kinidir. Bu kin, generalin taşkınlıklarında zuhur etmiştir.

Avrupalılar birçok defa yenilmiş olsa bile Osmanlı’ya karşı küçük de olsa başarı sağlayan komutanlarının heykellerini dikmişler, her zaman Osmanlıların şahsında Müslümanlara ve Türklere karşı bir üstünlük arayışında olmuşlardır.

O yüzden nasıl ki Avrupalılar tarihi unutmuyor ve bu kini içlerinde tutarak bir şekilde gösteriyorlar. Bizler de tarihimizi unutmayarak Avrupa’nın bize ne kadar şirin gözükse de içinde neler taşıdığını hep hatırlamalı, ‘sürüm yemiş, güncellenmiş’ taktiklerine karşı temkinli olmalıyız. Elbette Avrupa ile gerek ticari gerekse siyasi ilişkiler içindeyiz. Kız alıp vermesek de mal alıp veriyoruz; turist gelip gidiyor… Rehavete kapılmamalı, bir ibretler sahnesi olan tarihten gereken dersleri almalıyız…

Mesut BULDU

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir