Allah, Kötülüğü Neden Yarattı?

allah-kotulugu-neden-yaratti

Ateistlerin klasik argümanlarından birisi de kötülük problemidir: Yani “Eğer bir tanrı varsa neden kötülük vardır?” sorusudur. Öncelikle şunu anlamamız gerekir ki eğer tanrı dediğimiz varlık üzerinde ittifak etmiyor isek bu sorunun en büyük çıkmazıdır. Yani sizin tanrı tasavvurunuzdan farklı bir tanrı tasavvuru ortaya çıkarıp bunun üzerinden sizi yargılıyorsa bu sağlıklı bir tartışma olmaz.

Öncelikle şunu belirtelim. Bizim tanrı tasavvurumuzda  ki o Allah’tır. Birçok sıfatı bünyesinde bulunduran bir varlıktan söz ediyoruz. Ayrıca bu tanrı tasavvurunun sadece dünyayı yaratan ama ona karışmayan veya kötülük olmayan bir dünya yaratıyorum dediğini de nakletmiyoruz. Bilakis potansiyel olarak kötülüğün de olduğu iyiliğe ulaşma dünyasından bahsediyoruz. Bu dünyada öğrenciler mesabesindeki insanlar kendi yapılarında iyilik ve kötülük potansiyellerini taşır ve kural bellidir. İyilik potansiyelini en aktif şekilde kullanmak. Kötülük hususuna geldiğimizde ise bize bir potansiyel verilmesiyle birlikte bunun kullanımı yasaklanan bir durumdur.

Niye böyle olmak zorunda?

Şöyle olsaydı, böyle olmasaydı vb. ifadeler de Tanrının iradesine kayıt koymak oluyor ki bunu tartışma konusu bile edemeyiz. Her kafadan bir ses çıktığını herkesin mevcut duruma bir alternatif getirme çabasını dikkate alırsak ortada uzlaşacağımız bir durum olmayacaktır. Bize düşen mevcut durumun tutarlılığını izah etmeye çalışmaktır.

Ortada iki aşamalı bir durum vardır: Bir sınav ve bir sonuç. Hepimizin ittifak ettiği husus ise sonucun güzel olması. Asıl odaklanmamız gereken sonuçtur ve sınavın mahiyetinin aslında pek bir önemi yoktur. Gerçek hayattan örneklendirecek olursak. Sınav sürecinde zorluklar yaşayan ama çok iyi bir sonuçla onu geçen bir insan için artık önceki sınav sürecinin bir önemi yoktur. Sonuç iyi gelmiştir ve maksat hasıl olmuştur. Geriye kalan sadece sınav sürecindeki boş kuruntulardır. Ayrıca kimse sınav sürecinin sancısız ve sıkıntısız olacağını iddia etmemektedir. Bunun böyle olması gerekir düşüncesi şahsi bir tutumdan ibarettir.

Yine sonuç odaklı gidecek olursak eşimden örnek vermek istiyorum. Aramızda zaman zaman tartışmalar olur ve bir seferinde eşim bana şunu dedi. “Ya seninle kavga etmeyi bile seviyorum çünkü sonucu iyi bitiyor ve sana olan sevgim artıyor.” Evet kimi durumlarda da  sonucun getirdiği o hissiyat yoldaki sıkıntıları bir hiç seviyesine indirger. Yoldaki sıkıntıların hikmetine gelirsek günlük hayattan örnekler verelim ki zihinlerde somut bir şeyler kalsın.

İnsanların yeteneklerini sergilediği bir televizyon programına denk gelmiştim. Üç kişi evet veya hayır oylarıyla bu kişinin elenmesine veya devam etmesine karar veriyordu. Sahneye çıkan kişi  bir resim yapıyordu. Jüriden birisi dayanamadı ve hiçbir şeye benzetemediği için bunun yeteneksizlik olacağına kanaat getirdi ve bir hayır geldi. Zaman ilerledi bir hayır daha. Tam diğeri de hayıra basmaya niyetlendi ki sanatçı son gösterisini yaptı. Bir avuç toz serpti resmin etrafına ve resmi ters çevirdi. İşte gerçek manzara ortaya çıktı. Hepsinin ağzı açık kalmıştı. Tasvir edecek olursak sahnede bir bilen var ne yaptığından son derece emin ve harika bir resim ortaya çıkarmış AMA olayı onun kadar bilmeyen insanlar ise bunun kötü olduğu kanısında.

neden-kotuluk-var
Kötülüğe ilâhî hikmet nazarıyla bakamayan insanlar, ebeveyninin kendisi için aldığı tedbirleri anlayamayan çocuklara benzer.

İşte durum tam da budur. Meselenin hikmetini ve aslını bilmediğimiz için hatalı yorumlarda bulunabiliriz. “Bu çizgi niye yamuk?“, “Bu niye burada?“, “Bu hiçbir şeye benzemiyor; bu güzel olmamış.” denebilir lakin bu düşüncenin hasıl olmasındaki en büyük etmen resmin kötülüğü değil bizim resme dair malumatımızın noksanlığıdır. Kötülüğün olması meselesini de böyle değerlendirebiliriz.

Çoğu zaman bilgisi eksik olan çocukların kendinden daha bilgili ve işin aslını bilen ebeveynler tarafından bazı işleri yapmaktan men edildiğini görürüz. Çocuğun nazarında kötü ebeveyn olsalar da aslında onlar kendi katındaki bilgileri ile neyin doğru neyin yanlış olduğunu ölçmüş ve ona göre karar vermişlerdir. Gelin görün ki çocuk bunu böyle anlamaz ve eksik bilgisiyle olayı değerlendirip yanlış çıkarımlarda bulunur.

Unutmamalıyız ki olaylara iyilik kötülük vasfını biçen bizleriz ve hata yapmaktan uzak bir yapımız da yok. Sadece gördüklerimiz ve akledebildiklerimiz ile bu sonuca varabiliyoruz. Yolda yürüyen bir adama araba çarpması ve sonuncunda ayağının kırılması olayını her ne kadar kötü olarak tanımlasak da kimse bilemez ki  o arabayı es geçince 5 metre sonra  başka bir arabanın çarpmayacağını ve bu seferki arabanın da onu öldürecek olup olmadığını? Kimi zaman bizim kötü dediğimiz hadiseler insanların direnç kaynağı olabilir. Sözüm ona zenginlik ve konfor iyi olarak addedilirken engelli olmak bir kusur ve kötü bir durum olarak karşımıza çıkar. Halbuki engelli olup hayatından çok memnun olan ve iyi ki böyleyim diyen insanlara rastlayabiliriz tıpkı zenginlik ve konforun depresyona akabinde de intihara sürüklediği insanlara rastladığımız gibi.

Kadim kültürlerde anlatılan çiftçinin hazin sonuyla da bu olayı açıklayabiliriz. Bir çiftçi durumundan yakınır ve daha fazla mahsül etmek ister. Sonra tanrıdan bir lütuf olarak yıl boyunca tüm doğa olaylarını kontrol etme yetisi verilir kendisine. İstediği zaman yağmur yağdırır istediği zaman güneş. Ama hiç kar ve rüzgarı kullanmaz. Yıl sonunda hikmet bilgisinden mahrum olan bu adamın elde ettiği sonuç hüsrandır. Çok güzel görünüşlere sahip mahsüller dışarıdan dolu dolu duran taneler elde eder lakin hepsinin içi boştur. İşte o an anlar ki kar ve rüzgar da gerekir bunun olması için. Ne kadar zor şartlar olarak algılansa da onun pişmesini sağlayan kimi zaman zorlu etmenlerdir.

Hakan Öztürk

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir