Aydın ve Entellektüel Kavramları Üzerine

254 okunma

Düşünce tarihinin en önemli sorunlarından biri entelektüellerin fonksiyonlarının ne olduğu sorunudur. Entelektüel kimdir, toplumla ilişkisi nasıldır, aydın ile entelektüel aynı mıdır, entelektüel ve aydın farklı kategorilerse özellikleri nelerdir? Bu sorular aydın ve entelektüel üzerine düşünce üretenler tarafından farklı yorumlanmıştır.

>> Aydın/Entellektüel ne anlama gelir?
>> Aydın Despotizmi
>> Ali Şeriati’ye Göre Aydın
>> Aydınların Temel Özellikleri
>> Edward Said ve Entellektüel Kavramı
>> Madde Madde Aydın Tanımı

Aydın/Entellektüel ne anlama gelir?

Aydın ve entelektüel kavramlarını aynı anlamda kullanmak da yaygın bir tutum olarak karşımıza çıkmaktadır. Mustafa Acar ve Ömer Demir’in hazırladıkları sözlükte aydın, entelektüel, münevver kavramlarını aynı anlamda kullanmaktadır. Aydın (entelektüel); “Zihinsel faaliyetle yoğun olarak meşgul olan, hakikatin peşinde koşan insan” veya “Kendi tarihsel ve toplumsal konumunun bilincinde, içinde yaşadığı toplumun problemlerinin farkında olan, bu özelliklerinden dolayı da topluma öncülük etme rolünü üstlenmiş insan” (Ömer Demir-Mustafa Acar, Sosyal Bilimler Sözlüğü, Adres yayınları) olarak tanımlanmaktadır.

Ali Seyyar’ın hazırladığı sözlükte aydın, entelektüel, alim, arif kavramları eş anlamda kullanmaktadır. “Kendi sosyal değerleriyle barışık olan, toplumun kültürel, sosyal ve fikri gelişimine yardımcı olan ve bunun içinde hakim iktidarı ve ideolojiyi eleştiren zihni meşguliyetleri yoğun insan,” veya “ Toplumun sosyal sorunlarını bilen, bu sorunların çözümüne yönelik orijinal veya alternatif çözüm stratejileri geliştiren, içinde yaşadığı topluma hizmet etmek isteyen, topluma öncülük edebilen, bireysel olarak bağımsız ve özgün fikirler-ürünler vermeye çalışan insan” (Ali Seyyar, İnsan ve Toplum Bilimleri Terimleri, Değişim yayınları) olarak tanımlanmaktadır.

Aydın yabancılaşması kavramı, kendi toplumunun değerlerine yabancılaşan aydınlar için kullanılır.

Aydınlar çeşitli yönlerden ele alınarak sınıflandırılmışlardır. Toplumsal rol açısından aydınlar yaratıcı aydınlar ve aktarıcı-yayıcı aydınlar; zihniyet açısından, geleneğe bağlı aydınlar, Batı medeniyeti taraftarı aydınlar, sentezciler, kendini arayan aydınlar; ideolojik açıdan Türkçü, İslamcı, Sosyalist aydınlar; mesleki açıdan ise, devlet memuru aydınlar, bürokrasi dışı aydınlar, bir mesleği olmayan aydınlar olmak üzere sınıflandırılabilirler. (Yunus Balcı, Türk Romanında Aydın Problemi, Kültür Bakanlığı yayınları)

Aydın kavramıyla bağlantılı olarak çevre aydını, sahte aydın, yabancılaşmış aydın, batılılaşmış aydın sınıflamaları yapılmaktadır. Benzer şekilde aydın despotizmi ve aydın yabancılaşması kavramları da kullanılmaktadır. Burada kuşkusuz bazı aydın tanımlamaları negatiftir.

Aydın Despotizmi

Aydın despotizmi, halkı kendi denetimlerinde tutmak ve toplum üzerindeki egemenliklerini sürdürmek amacıyla felsefe, bilim ve kültür alanında kendi savundukları düşünce dışındaki düşüncelere baskıcı bir tavır takınan felsefi tutumdur. Batı dışı toplumların aydınları genellikle aydın despotizmi kavramsallaştırması içinde tanımlanabilir. Aynı zamanda bu sınıf sahte aydın, resmi aydın, batılılaşmış aydın olarak da sınıflandırılmaktadır.

Bazı araştırmacılar, aydın kavramını aydınlanma felsefesinin ürünü olarak tanımlamakta ve kategorik olarak olumsuzlamaktadır. Bu araştırmacılardan biri de Ali Bulaç’tır. Bulaç’a göre Batı dışı toplumların aydınları modernizmin taşıyıcı ajanlarıdır. “Batı-dışı toplumlar da aydınlar da devletin koruyucu kanatları altında varlıklarına sürdürmektedirler. Kendi ülkelerinin münbit topraklarında, özgün kültür ikliminde yetişmeyen bu batılılaşmış aydınlar, modernizmin birer taşıyıcısı olarak politik toplumla bütünleşmek zorundalar. Çünkü bu turfanda aydınların yetiştiği serayı devlet kurmuştur.” (Ali Bulaç, Din ve Modernizm, Akademi yayınları). Bu tip aydınlar kendi toplumunun değerlerine yabancılaşmışlardır. Bundan dolayı kendi toplumunun gerçek sorunlarına eğilip içinde yaşadıkları halka rehberlik edemezler. Batı felsefesinin gönüllü jandarması olan bu aydınların fonksiyonları da buna göre şekillenmiştir. Bundan dolayı “Aydınların yüklendikleri bir başka görev de kendi halklarını politik toplumun koruyucu güçlerine ve Batılı merkezlere ihbar etmektir.”(Ali Bulaç, Din ve Modernizm)

Ali Şeriati’ye Göre Aydın

Ali Şeriati aydın ve entelektüel kavramlarını birbirinden ayırarak entelektüel’i olumsuzlar. Aydını da bölümlere ayırarak bir kısmını olumsuzlar. Ali Şeriati geçek aydın, asil aydın kavramlarını olumlarken kopya aydın, taklitçi aydın kavramlarını olumsuzlar. Ali Şeriati’ye göre “Sınırlı ve durgun olmayan, donuk düşünmeyen, aydın ve açık düşünen, kendi zaman ve konumlarını, ülkelerinin durumunu ve toplumlarında meydana gelen meseleleri ayırt eden, analiz edebilen, akıl yürütebilen ve başkalarına anlatabilen insanlar ‘aydın’dırlar.” (Ali Şeriati, Aydın , Fecr yayınları)

Ali Şeriati, aydınların zorunlu olarak entelektüel olmaları gerekmediğini savunur. Entelektüel, bireyin meslek bakımından sıfatıdır. Bu yüzden aydının entelektüel olmak zorunluluğu yoktur. Şeriati’ye göre Peygamberler, topluma öncülük eden aydınlardır. Aristo, Platon, İbn Sina gibi düşünürler entelektüeldir ama onlar kadar bilgi sahibi olmayan Ebu Zer aydındır.

Şeriati’ye göre Doğu toplumlarının bir kısım aydınları Batılı öncüllerini taklit eden, özgün düşünceleri olmayan taklitçi aydınlardır. Oysa topluma öncülük edecek olan aydınlar taklitçi aydınlar değil gerçek aydınlardır. Şeriati’ye göre “Aydın, tek kelimeyle içinde bulunduğu tarihsel ve toplumsal mekanda kendi ‘insani konumu’nun bilincinde olandır. Bu bilinç, cebri ve zorunlu olarak ona bir sorumluluk vermiştir.” (Ali Şeriati, Aydın)

Ali Şeriati aydın ve entelektüel kavramlarını birbirinden ayırarak entelektüel’i olumsuzlar.

Aydınların Temel Özellikleri

Aydının temel özellikleri bilinç ve sorumluluk taşımalarıdır. Aydınların yaşadıkları dönemde oynayacakları rol, peygamberlerin tarihsel süreçte oynadıkları rolle özdeştir. “Aydının kendi zamanındaki sorumluluğu, peygamber olmadığı halde toplumuna peygamberlik etmek, halk kitlesine mesajı aktarmak, onlara seslenmek, halkın donup kapanmış kulaklarına bilinç ve kurtuluşu seslenmek, yönü göstermek, durağan toplumda harekete önderlik etmek ve hareketsiz kalmış toplumda yeni bir iman ateşi tutuşturmaktır.”(Ali Şeriati, Aydın). Bu özelliği ile aydın, kendi köşesine çekilmiş sadece belli alanda bilgi sahibi olan entelektüelden fonksiyonel olarak ayrılır. Entelektüel bilgi sahibidir, aydın ise hakikati gösterir. Aydınlar entelektüeller gibi seçkin bir statüye sahip değildir. Aydınlar, halkın dışında, üstünde ve kenarında değildir, içindedirler. “Sosyolog ve tarihçi entelektüeldir. Bunlar toplum ve tarihlerini bilimsel ve akli olmak üzere iki zeminde tanırlar… Fakat aydın, kendi sosyal sınıfını hissedebilen kişidir. Belirgin, dosdoğru ve deneyime dayalı bir tanıma düzeyine sahip olan kimsedir. Sınıf savaşını sosyalist kitaplardan veya geçerli sosyolojik kitaplardan okumamıştır; ama bu savaşımı vicdanının derinliklerinde hisseder.”(Ali Şeriati, Aydın). Entelektüeller ve taklitçi kopya aydınlar taklit ederken, aydın kopya etmez, alıntı yapar.

Edward Said ve Entellektüel Kavramı

Edward Said’in tanımladığı aydın tiplemesi ise son derece isyankar bir kişiliktir. Entelektüel’in amacı düşüncenin etrafındaki bütün zincirleri kırmaktır. “Entelektüelin bir görevi de insan düşüncesini ve insanlar arası iletişimi kıskacı altına alan klişeleri ve indirgeyici kategorileri kırmaktır.” (Edward Said, Entelektüel, Ayrıntı yayınları)

Entelektüelin asla değiştirmediği ilkeleri vardır. Bu ilkeler entelektüelin dini, etnik aidiyeti, ideolojisi ne olursa olsun değişmez standartlardır. “Entelektüel bireyin hangi partiye yakınlık duyarsa duysun, hangi ülkeden gelirse gelsin ve kendini aslen neye bağlı hissederse hissetsin, insanların çektiği acılar ve yasadığı baskılar konusunda belli bir doğruluk standartlarından şaşmaması gerektiğini söylemeye çalıştım.” (E.Said, Entelektüel)

Öyle görülüyor ki, E.Said’in entelektüel kavramsallaştırması Ali Şeriati’nin aydın kavramına karşılık gelmektedir. Said’e göre “… entelektüel mümkün olduğunca geniş bir halk kesimine seslenir.” (E.Said, Entelektüel)

E. Said’e göre entelektüel evrensel olmalıdır. “Çoğunlukla başkalarının gerçekliğini görmemizi engelleyen birer perde işlevi gören, yetiştiğimiz ortamın, sahip olduğumuz dilin ve milliyetin sağladığı ucuz kesinliklerin ötesine geçebilme riskini göze alabilmek demektir evrensellik” (E.Said, Entelektüel)

E. Said’in entelektüellere yüklediği fonksiyon son derece tartışmalı bir konudur. “Entelektüellerin ne söylemeleri ya da ne yapmaları gerektiğini belirleyen hiçbir kural yoktur. Gerçekten laik bir entelektüel için tapılacak veya yanılmaz kılavuzluğuna güvenilecek herhangi bir tanrı da yoktur.”(E.Said, Entelektüel). Bu durumda entelektüelin kendisinin niçin takip edilmesi gerektiği ayrı bir sorudur.

E. Said, İslam özelinde entelektüeli tanımlarken içtihada büyük önem atfetmektedir. “İslam’da entelektüel için bunun yolu, meydanı kuzu kuzu siyasal hırsları olan ulemaya ya da karizmatik demagoglara bırakmaktan değil, şahsi tefsirin, yani içtihadın canlandırılmasından geçer.”(E. Said, Entelektüel)

E.Said entelektüelin bağlı bulunması gereken en temel özellikleri de belirler. “Entelektüelin tek dayanağı ödünsüz düşünce ve ifade özgürlüğüdür.” (E.Said, Entelektüel)

Kuşkusuz insanlık tarihinin en önemli aydınları peygamberlerdir. Onlar içinde yaşadıkları toplumu dönüştürmek ve istisnasız tüm insanlığa seslenen insanlardır. Kuşkusuz Batı’da aydınlanma düşüncesini temel alan aydın tipi ile bu anlayış arasında köklü bir paradigma farkı vardır. Ali Şeriati’nin izinden gidersek Peygamberler kuşkusuz içinden çıktıkları topluma önderlik eden,onları içine düştükleri karanlıktan kurtaran gerçek aydınlardır.

Madde Madde Aydının Tanımı

Özet olarak tarih boyunca aydınların temel özellikleri ve rollerinin temel özellikler şöyle sıralanabilir.
Aydın, okur-yazar, meslek sahibi, filozof, siyasetçi, din adamı veya profesyonel değildir. Kuşkusuz aydınlardan bazılarında bu özellikler vardır, ancak bu özellikler insanı aydın yapmaya yetmez.

  1. Aydın, tarihsel sorumluluğunu bilen, halkına önderlik eden, sömürüye ve emperyalizme karşı halkının kurtuluşu için savaşan kimsedir.
  2. Aydın sadece kendi toplumuna değil, bütün insanlığa seslenir. Onun düşmanı başka insanlar değildir. O, adaletsizliğe, eşitsizliğe, sömürüye karşıdır.
  3. Aydın hiçbir sınıfın sözcüsü ve temsilcisi değildir. O, hakikatin temsilcisidir.
  4. Aydın, iktidara değil, gerçeğe angajedir. İktidarların adaletten saptıkları zamanlarda iktidarın keskin muhalifidir.
  5. Aydın, genel anlamda eleştireldir.
  6. İslam dünyasında aydının geleneksel karşılığı alimdir. Alimler Peygamberlerin varisleridir. Onlar iktidardan, toplumdaki çıkar gruplarından beslenmezler. Tıpkı Hz. Peygamberin yaptığı gibi kendisine yapılan uzlaşma tekliflerini kabul etmezler.
  7. Aydınların mutlaka entelektüel bilgi birikimine sahip olmaları gerekmez. Onların birincil görevi bilgi vermek değil, bilinç kazandırmaktır.
  8. Tarihin tartışmasız aydınları Peygamberlerdir. Onlar haksızlık ve zulüm girdabında boğulan ve kendi çabaları ile çıkış yolu bulamayan kitleleri, içinde bulundukları bataktan çekip çıkarırlar.
  9. Gelenek ve kültür çoğu kez değişimin önünde engel oluştururlar. Gelenek ve kültür, tıpkı bir ipek böceğinin ördüğü koza içinde kendini ölüme mahkum etmek gibi bir fonksiyon üretirler. İçinde yaşayan insanları ölme mahkum ederler. İnsanın kendi çabasıyla kurtuluşa ermesi mümkün değildir. Bu durumda aydınlar tıpkı peygamberlerin oynadığı role benzer bir rolle, geleneğin çürütücü etkisinde kalmayarak toplumlarına önderlik ederler.
  10. Kuşkusuz aydınların olumsuz kategorileri de vardır. Bunlar sahte aydın, Batılılaşmış aydın, sömürgeci aydın, resmi aydınlardır. Bunlar kendi toplumlarına önderlik etmek yerine başka toplumların ve ideolojilerin, ideolojik merkezlerin, emperyalizmin, çıkar gruplarının, resmi ideolojinin sözcülüğünü yaparlar.
  11. Aydın konusunda en önemli kavramlardan biri de “Aydın despotizmi” kavramıdır. Aydın despotizmi, aydınların bir sınıf oluşturarak kendi düşüncelerini topluma dayattıkları, otoriter ve seçkinci yapılanmanın adıdır.

Yusuf YAVUZYILMAZ

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir