Midye Haram mı Değil mi? Modernist İddialar ve Cevaplar

2.722 okunma

Ben Midye Diyeyim, Sen Mezheb Anla.. 

Direk konuya gireceğim, çünkü artık “girizgâh yapma” âdab- erkânına riayet edecek lüksümüz de kalmadı. Toplumun bünyesine ur gibi tasallut eden vebayı karantinaya almanın aciliyeti, uzun soluklu yazıların pabucunu tozlu rafların ardına attı..

Midye konusunda iddia aynen şöyle: “Mâide 96. ayette Kur’an deniz avının ve yenilmesinin helal olduğundan bahseder. Oysa Ebu Hanife midye haramdır demiş; yani Kur’an’ın helal dediğine haram demiş, Allah’ın helal kıldığını haram kılma yetkisi kimsede yoktur. İşte siz Allah’ın helal kıldığını haram kılanların peşinden gidiyorsunuz…

Birincisi; İmam Ebu Hanife “Midye haramdır.” dememiş; “Tahrimen mekruhtur.” demiştir. Mezhep imamları Kur’an ve sünnette haram olduğu açıkça geçen haramlarla Kur’an ve sünnette geçmeyen, fakat onlardan içtihad ve kıyas yoluyla fıkhi metodlarla çıkarımsanan hükümleri aynı kefeye koymazlar. Yani mesela Kur’an’da haram olduğu açıkça geçen domuzun haramlığı kesindir; bu yüzden Kur’an ve sünnette açıkça geçmeyen midyeye domuzunki gibi şiddet ve nitelikte haramdır denilemez, tahrimen mekruhtur denilir. Yani haram değil, ama harama yakın bir MEKRUH.

İkincisi; Mâide 96’da صَيْدُ kelimesi geçiyor yani av. Ayette “deniz avı” helaldir diyor. Deniz ürünü demiyor. Av nedir? Karada/havada veya denizde bir hayvanı YAKALAMAK veya VURMAK demektir. Midye hareket edemiyor ki onu yakalayasınız veya vurasınız. Midye TOPLANIR, yakalanmaz, vurulmaz. Midye deniz avı değil, deniz toplayıcılık ürünüdür. Ayette “deniz avının” helal olduğu yazıyor. O halde midye konusu ayetle nasıl çelişmiş oluyor? Ayette bahsedilen hayvanlar arasında değil ki midye?

İddiacı: Ama Ebu Hanife’ye göre balık olmayan deniz hayvanları tahrimen mekruhmuş yani hareket eden ve av diyebileceğimiz ahtapot gibi hayvanlar da mekruh. O zaman Mâide 96 ile çelişiyor bu.

Cevap: Mâide 96’da deniz avı helaldir demişse en az 4 ayette de temiz şeyler helâldir demiş. Maide 96’yı Allah indirdi de diğer dört (4) ayeti haşa Allah’tan başkası mı indirdi? Tamam; mesela ahtapot ve diğer balık olmayan deniz hayvanları av sayılabilir ve Mâide 96’ya uyuyorlar; peki diğer 4 ayete uyuyorlar mı?

Mâide 96’ya uyuyor, o zaman diğer dört (4) ayete uymasa da olur diyebilir miyiz? Mâide 96, bizi bağlıyorsa diğer dört (4) ayet de bizi bağlıyor… Bir ayet “Deniz avı helaldir.” diyor, diğer 4 ayet “Tayyib/temiz olanlar helaldir.” diyorsa iki hükmün uzlaşısı, birleştirilmesi, çelişmemesi nasıl mümkün olur: “Deniz avlarının içinde tayyib/temiz olanlar helaldir.” şeklinde olur. (Mâide 5, A’raf 157, Bakara 168, Nahl 114)

İddiacı: Diğer mezhepler helal demişler, işte mezhepler böyle ihtilaflıdır.

Cevap: Mezheplerin ihtilafları Kur’an’da açıkça geçmeyen konulardandır. Kur’an’da “temiz/tayyib” hayvanların neler olduğu geçiyor mu? Diğer imamlar deniz avlarının hepsinin temiz/tayyib hayvanlardan olduklarını çıkarımsamışlar; İmam Ebu Hanife de deniz hayvanlarından yalnızca balık türlerinin temiz/tayyib hayvanlardan olduğunu çıkarımsamış. Bir hükmün Kur’an’a aykırı olabilmesi için Kur’an’da açıkça geçmesi gerekir. Kur’an’da geçmeyen bir konudaki görüşleri Kur’an’a nasıl aykırı oluyor?

Kur’an’da “temiz/tayyib hayvanların” listesi verilmemişse Kur’an’da geçmeyen bir liste hakkında ayet ve hadislerin tamamından çıkarımlarda bulunarak bir kanaate sahip olmak nasıl Kur’an’a aykırı oluyor?

Geçmiyor ki aykırı olsun..

İddiacı: En’am 145’te; “Bana vahyedilenler arasında leş, akıtılmış kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvandan başka haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” diyor, ama siz hadisçiler bunlardan başkalarını da haram kabul ediyorsunuz, Kur’an ayetini inkar ediyorsunuz.

Cevap: Evet Mekke döneminde bu ayet indiğinde Rasulullah’a “o ana kadar vahyedilenler arasında” bunlardan başka haram yoktu. Bu durum, bundan sonraki 10 küsür sene boyunca Rasulullah’a bunlardan başka haramın vahyedilmeyeceği anlamına mı gelir?

İddiacı: Ama Bakara 173’te de “Sadece leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş hayvan haramdır.” diyor.

Cevap: Evet, bu ayet de Mekke döneminde indirilmiştir ve indirildiği dönemde bunlardan başka haram yoktu.

Yazdığın ayetlerde içkinin haram olduğu da yazmıyor, sen niçin içkiyi haram kabul ediyorsun? Bir ayette “Bana vahyedilenler arasında bunlardan başka haram bulamıyorum.” deniliyor ve saydıkları arasında içki yok, diğer ayette sadece bu dördü haramdır diyor ve sen beşinci olarak içkiyi de sayıyorsun; içkiyi neden haram kabul ediyorsun?

İddiacı: Çünkü içkinin haram olduğuyla ilgili daha sonra Medine döneminde vahiy indirilmiştir. Haramlara ek olarak içki de haram sayılmıştır.

Cevap: Tamam, biz de aynısını söylüyoruz; bu haramlara ek olarak Rasulullah’a başka haramlar da vahiy olarak bildirilmiştir.

İddiacı: Ama içki bir yiyecek değildir ; benim yazdığım ayetlerde yiyecekler içindeki haramları sayıyor. İçki bir yiyecek olmadığı için yazdığım ayetlerde geçmiyor.

Cevap: Niye, kanı da sayıyor senin yazdığın ayet, kan bir yiyecek mi? Yiyecek olmadığı halde kan da bu ayetlerde geçiyor, demek ki ayet sadece yiyecekler içindeki haramları saymıyor? İçilen kanın haram olduğunu saymış da, içilen içkinin haram olduğunu niye saymamış? Çünkü bu ayetin indirildiği Mekke döneminde henüz içki haram kılınmış değildi, ama daha sonra Medine döneminde indirilen vahiyle içkinin haram olduğu bildirildi Hz. Peygambere..

İddiacı: Ama içki ile ilgili ayet var, hadislerde geçen “vahşi azı dişli hayvanların haram olduğu”yla ilgili ayet yok.

Cevap: A’raf 157.  ayet: “O ümmi nebi, resul mü’minlere tayyib olanları helal, habaisten olanları haram kılar.” Bu yazdığım ayet değil de hadis mi?

İddiacı: Orada Kur’an helal – haram kılar demek istiyor. Kastedilen Resul değil Kur’an’ dır.

Cevap: Ha o zaman ayet: “O ümmi Kur’an helal – haram kılar” mı diyor? Kur’an’ın ümmi olması nasıl oluyor?

İddiacı: Resule itaat ayetlerinin hepsi aslında Resule değil ; Kur’an’a itaattir, çünkü Resul Kur’an dışında asla konuşmaz.
Cevap: Kur’an’da nerede “Resul Kur’an dışında konuşmaz” yazıyor, bir tane bile ayet yok  “Resul Kur’an dışında konuşmaz” diye?

Ama Bakara 151’e göre Rasulullah Kur’an dışında da konuşur ve öğretir :.. size Kur’an’ı VE hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi DE öğreten bir resul gönderdik.Dikkat ettin mi ; ayette ‘Sadece Kur’an’ı öğretir’ yazmıyor, Kur’an’ı öğrettiği gibi hikmeti de, bilmediklerinizi de ayrıca öğretir diyor.
İddiacı: Ne kadar cahilsin, hikmet Kur’an demektir, bilmedikleriniz de Kur’an demektir.
Cevap: O zaman ayet şöyle mi diyor :.. size Kur’an’ı ve Kur’an’ı öğreten ayrıca Kur’an’ı da öğreten bir resul gönderdik..” ??
İddiacı: Orada pekiştirme var.
Cevap: Sen şimdiye kadar VE bağlacıyla yapılan bir pekiştirme duydun mu :
” Bizim matematiği ve matematiği öğreten, ayrıca matematiği de öğreten bir öğretmenimiz var!! “ Zihinsel engeli bulunmayan bir şahıs buna pekiştirme mi der, kekeleme mi der? Kur’an gibi fesahat ve belagat abidesi edebi mucize olan İlahi bir kitap zihinsel engellilerin bile yapmadığı böyle bir pekiştirme (!) mi yapıyor yani??

Ayrıca Kur’an’da hiç bir yerde “Bu Kitap Hikmettir” veya “Bu Kur’an Hikmettir” yazmaz, “HikmetLi Kitap”, “HikmetLi Kur’an” yazar. HikmetLİ = Hikmet midir? HikmetLİ olan bir şey “Hikmet”in kendisi midir? Size birisi ‘BenekLİ kumaş’ dediğinde kumaşın benek’in bizzat kendisi olduğunu mu anlarsınız? ‘BenekLİ Kumaş’ ifadesi Kumaşın içinde benek olduğunu, kumaşın benek içerdiğini anlatır. Kumaşın ‘benek’ in kendisi olduğunu değil. Veya birisi ‘benekLİ kumaş’ dediğinde kumaş dışında hiç beneğin olmadığını mı anlarsınız? Yani kumaşta beneğin olması kumaş dışında hiç beneğin olmayacağı anlamına mı gelir? O zaman Kur’an’ın içinde ‘Hikmet’in bulunuyor oluşu Kur’an dışında hiç bir hikmetin olmadığını mı ispatlar? Evet Kur’an hikmetlidir, Kur’an’ın içinde hikmet vardır, ama bu durum, Kur’an’ın dışında hiç bir şekilde hikmetin olmadığı anlamına gelmez..Eğer ilm-i mantıktan bir nebze olsun nasip almamışsanız Kur’an hakkında konuşma cesaretiniz nereden geliyor? Ben söyleyeyim “Cahil cesareti” nden..

İmam Ebu Hanife’nin Kur’an ve sünneti yorumlayışını, izahını, anlayışını benimseyip onun fikrine katılanlara, ona hak verenlere, Kur’an ve sünnete İmam Ebu Hanife gibi bakanlara Hanefi denilir. İmam Şafii’nin Kur’an ve sünnete baktığı gibi bakanlara, onun fikrini kabul edip uyanlara da Şafii.. Bu durum 4 mezhepte de böyledir. Ne Hanefi olmak ne de Maliki, Hanbeli, Şafii olmak Kur’an’ı terkedip sünneti terkedip imamlara uymak değildir; Kur’an ve sünnete o imamlar gibi bakmak, Kur’an ve sünneti o imamlar gibi okumak demektir.

En’am suresi, 145. ayet Mekke döneminde inmiştir ve o zamana kadar haram kılınan yiyecek ve içecekler sadece bu ayette geçenlerdir.

İddiacı: Ama efendim, mezhep imamları da bir beşerdir. Niye onların Kur’an izahını, anlayışını kabul edeyim? Ben kendim doğrudan Kur’an’a bakarım.

Cevap: Peki sen bir beşer değil misin? Kur’an’a doğrudan baktığında yine bir beşer gibi anlamayacak mısın Kur’an’ı? Mezhep imamları bir beşer olarak anlamış da sen bir melek olarak mı anlayacaksın Kur’an’a baktığında?

Senin Kur’an’ı anlayışını mezhep imamlarının Kur’an’ı anlayışına üstün kılan nedir?

Bir mezhebin fikrini kabul etmediğinizde, ona uymadığınızda da yine bir beşer olan kendi fikrinize tabi olmuş oluyorsunuz, çünkü Kur’an’ı bir beşer olarak okuyorsunuz…

İmam Ebu Hanife’nin veya İmam Şafi’nin, İmam Ahmed’in, İmam Malik’in yorumlayışını daha mantıklı bulmuş olmamızın eleştirilecek tarafı nedir? Sizin izahınızı mantıklı bulmak zorunda mıyız?

Kaldı ki dört mezhebin hiçbiri Kur’an’da açıkça geçen konularda diğeriyle ihtilafa düşmez. Mezheplerin farklılıkları Kur’an’da açıkça geçmeyen konulardadır.

Hadis ve mezhep inkarcılığı piyasasında çarklar şöyle döner: Eğer ki bir hadisin veya bir mezhebin ifadesini reddedecekseniz her şeyden önce Kur’an’la çeliştiğini millete ispat etmeniz gerekiyor çünkü; Kur’an’la çelişmediği hâlde reddederseniz “meşruiyet maskeniz” düşer; altındaki peygamber ve din alimi düşmanlığı foyanız iğrenç dişleriyle sırıtıverir. Kimse de sizi kaaleye almaz; hatta peygamber sevgisi damarlarına işlemiş olan bu necip İslam milleti sizi linç eder… O zaman stratejik olacaksınız; eğer hırsızlık yaptıysanız yakalanmamak için “Hırsız vaaaaar..! ” diye yaygarayı basıp panik içinde başınıza toplanan kalabalığın zihnindeki hırsızın kim olabileceği ihtimalleri arasında sizin isminizi elemek için mağdur edebiyatı yapmanız gerekecek, suçunuzu kamufle etmek ve dikkatleri üzerinizden tamamen uzaklaştırmak için “Eşyamı çaldı, kaçtı, şuraya kaçtı…“diye de bir en hünerlisinden tiyatro çevirirseniz, tamam; sütten çıkmış ak kaşık oluverirsiniz. Hatta bu yolla eşyasını çaldığınız adamı hırsız ilan etmeniz bile mümkündür… Olay taze iken kimse kolay kolay, rolünü iyi oynayan bir hırsızlık mağdurunun gerçek hırsız olabileceğinden şüphelenmez çünkü..

Eğer ki Peygamber aleyhisselamın hadislerine iftira atmak gibi sinsi bir gayeniz varsa veya böylesi çirkef bir girişimin paralı askerliğine layık görülmüşseniz, canınızı da seviyorsanız İslam ümmeti içerisinde hadislere, sahabeye ve Rasulullah’a atıp tutamazsınız.

Ne mi yaparsınız?

Bin türlü cambazlık, demagoji, dil oyunları; süslü püslü, cilalı boyalı, ışıltılı yaldızlı kelimeleri bulamaç yapar, hadisleri yüzlerine bakılmaz hâle getirinceye kadar yamultur, çarpıtır, lekeler; ortaya çıkan hilkat garibesi ucube görüntüyü de halka teşhir ederek; “Hiç peygamber böyle demiş olabilir mi, hiç bizim sevgili peygamberimiz böyle saçmalamış (!) olabilir mi, bunlar peygambere iftira atıyorlar!” gibi çürük, kokuşmuş bir hutbe irad ederek elinizde cımbızlayarak/kırparak, bağlamından kopartarak, arka planı silikleştirerek, efektleriyle oynadığınız; tanınmaz hale getirdiğiniz kırık dökük sözlere karşı halkın infial duygularını uyandırır, galeyana getirirsiniz.

Bizim peygamberimiz böyle söylemiş olamaz!” şarkısını söylettire söylettire hadisleri inkar ettirirsiniz. Can evinden vuran, damardan giren duygusal kliplerle, acitasyon fonu konulmuş hüzünlü nağmelerle de “Peygamberimize iftira atıyorlar, bizi peygamber düşmanı gösteriyorlar, ya Rasulullah, getirdiğin dini ne hâle getirdiler din şarlatanları…” bestesini terennüm ede ede plastik derinizin altındaki sinsi hadis inkarcısı yüzünüzü gizler, göz kaselerinizin içinde solucan gibi kıvrılan peygamber sünnetini tahrif zehrini gözyaşı renginde akıtır, sizleri hipnotize olmuş gibi ağızları açık dinleyen, artık sizin her dediğinize kayıtsız şartsız inanan halkı da gözyaşı renkli tahrif-tahrip zehrinize hayran edersiniz…

Sonrası mı? Kolay canım… Sizin uydurduğunuz bu yeni dinin adı artık “indirilmiş din” ama peygambere indirilen din artık “uydurulmuş din” oluverir sloganlarınızda… Adını bir kez “uydurulmuş din” koyduysanız artık ona dair tüm birikimleri, literatürü, geleneğin muazzam ilmi mirasını, tüm metodolojiyi, terminolojiyi… tek kalemle sabıkalı ilan edebilirsiniz. Kimse de “uydurulmuş” olduğuna saplantı düzeyinde inandırıldığı bir geleneğin sicilini kirleten kalemin sahibini zihninde sorguya çekmez..

İşte sıcak sıcak, türüm türüm yeni  “din” siparişiniz önünüzde…

Hüseyin Asudegi

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir