Dini Konularda Doğru Düşünmek

556 okunma

Düşünmek ne demektir? Düşünmenin doğrusu yanlışı olur mu? Eğer varsa doğru düşünmek nedir? Doğru düşünebiliyor muyuz? Doğru düşündüğümüzü nereden bilebiliriz? gibi sorular zamanında kimilerimizin zihnini kurcalamıştır veya hala da kurcalıyordur. Bu hususlar “düşünen canlı” olarak temayüz eden bizler için önemli. Bilhassa mevzu din olduğunda. Çünkü salt bir düşünme eylemi olmayıp tüm hayatımızı şekillendiriyor. Peki her kafadan bir ses çıktığı günümüzde (aslında tarihin her döneminde durum böyle çünkü; ağzı olan konuşuyor) doğru ve yanlışın ayrımını nasıl yapacağız? Yok mu bir turnusol kağıdı? Şöyle fikirlerimizi koyalım ve öğrenelim doğru mu yanlış mı?

Böyle bir şey maalesef mümkün gözükmüyor. En azından tek hamlede anlayacağımız kadar basit değil lakin bize yardımcı olabilecek bazı noktalardan söz edebiliriz. İşin hakikati şu ki hepimiz bir şekilde akıl yürütüyor ve önermelerle konuşuyoruz. Kimilerimiz önermenin ne olduğunu bilmese bile veya onu hiç duymasa bile gerçek bu. Yani her ne kadar klasik bir önerme formatında konuşmuyor olsak da ağzımızdan çıkan her şeyin arka planı buna dayalı. Nasıl mı? Gelin örnekleyelim…

Elimizde bir matematik sorusu olsa ve bir kediye işaret ederek yanımızdaki adama sorsak. “Bu kedi bu matematik sorusunu kaç dakikada çözer?

Adamın vereceği cevap muhtemelen şu olacaktır: “Çözemez ki çünkü o bir hayvan.

Bu tek cümle gibi görünen şey aslında bir akıl yürütme sonucu. Şöyle ki;

-Bu kedi bir hayvandır.
-Hayvanlar düşünemez.
-Matematik problemi çözmek düşünmeyi gerektirir.
-Bu kedi de bir hayvan olduğundan düşünme yetisi yoktur.
-Dolayısıyla bu kedi bu problemi çözemez.

Tıpkı biz de din hakkında konuşurken her ne kadar bu formata dökmesek de aslında arka planda bir önerme formatının yattığını biliyoruz. Peki bu önermelerde doğruluk ve yanlışlığı nasıl tespit edeceğiz? Bu hususta iki (2) nokta üzerinde durmamız gerekiyor. Birincisi ortaya konan bilgilerin (öncüllerin) gerçeğe uygunluğu. İkincisi ise bu bilgileri kullanarak yaptığımız akıl yürütmenin doğruluğu/sağlamlığı.

Bunu daha somut hale getirelim.

-Bu kedi bir hayvandır. Eğer kedi bir hayvansa gerçeğe uygundur. Değilse bu önerme baştan problemlidir çünkü; yanlış bir şey üzerine kurgu yapıyoruz. Örneğin, kedi yerine Berkecan diye bir insanı koysaydık. Berkecan bir hayvandır diye başlayıp sonuca giderdik. Akıl yürütme olarak doğru olurdu ama verilen bilgi yanlış olduğu için sonuç yanlış olacaktı. Çünkü Berkecan bir hayvan değildir.

İkinci husus ise verilen bilgiler üzerinden yapılan akıl yürütme. Aynı örneği kullanıp kedi düşünemediği için soruyu çözer sonucuna da varabilirdik. Lakin bu yanlış bir akıl yürütme olurdu ki bunun yanlışlığını hemen sezebiliyoruz.

Peki her zaman her şey bu kadar basit ve net mi? Elbette hayır. Özellikle din adına konuşanların çoğu az veya çok kasıtlı ya da kasıtsız bu hataları yapıyor. Bilgilerin doğru olup akıl yürütmelerin yanlış olduğu türler daha çok safsatalarda oluyor denebilir. Onunla ilgili “Dini Tartışmalarda Safsata Örnekleri” yazımızda bulabilirsiniz. Bundan daha çok yapılanı, daha yaygın olanı ise yanlış öncüller verip doğru akıl yürütme ile insanları kandırmak veya yanlışa düşürmek. Genelde işin ehli olmayan kitle bunun farkında bile değil ve “Adam mantıklı konuşuyor. Adamın dedikleri aklıma yatıyor.” diyerek tabiri caizse zokayı yutuyor. Sonuçta ise yanlış bir din algısı ortaya çıkıyor. Meseleyi daha iyi anlama adına sizlere birkaç tane örnek zikredeceğim.

Bilgilerin ya da akıl yürütmenin yanlış olduğu bir önermenin sonucu da yanlış olacaktır.

Örnek: Hadislerin geç yazıldığı ve bu sebeple onlara güvenemeyeceğimizi iddia edenler var. Gelin bunu önerme formatı haline getirelim:

-Hadisler Peygamber Efendimiz’den (a.s) 200 yıl sonra yazılmıştır.

-200 yıl sonra yazılan bir metin belirli problemleri beraberinde getirir.

Sonuç: Böyle problemli metinler dinde delil olamaz. İşi girift hale getirmemek adına en basit halini veriyorum lakin mesele daha da açılabilir.

Örneğin 200 yıl sonra yazılan bir metnin beraberinde getirdiği problemler nelerdir deyip bu uzatılabilir ve bu problemlerin de neden problem olduğu üzerine yeni önermeler yazılabilir. Lakin böyle yapınca çok dallanıp budaklanacağı için buna girmiyorum.

Şimdi yazının üst kısmında bahsettiğimiz ilk hususu hatırlayalım. Öncüller gerçeğe uygun mu değil mi?

İnceleyelim: Hadisler 200 yıl sonra yazılmıştır cümlesi gerçeğe uygun mudur? Elbette hayır. (Sahabe döneminden itibaren hadis yazımının olduğu ilim ehlince maruftur. Konuyu dağıtmamak adına bu incelemeyi ilgili çalışmalara havale ediyoruz.) O zaman iddia çöker.

Çünkü ikinci cümlede ne diyoruz: “200 yıl sonra yazılan metnin problemleri.”

Ortada 200 yıl sonra yazılan bir metin yoksa bunun problemini konuşmak da abesle iştigal olur. Haliyle buradan yapılacak çıkarım da hatalıdır. Örnek: Belirli hadislerin Kur’ana veya akla uymadığı tarzında iddialar;

-Peygamber Efendimiz’e (a.s) “Tüm kara köpekleri öldürün.” diye bir hadis nispet edilir.

-Bunun manası şudur: “Allah Rasulü -sebepsiz yere- köpekleri öldürmeyi emreder.”

-Köpeklerin sebepsiz yere öldürülmesi Kur’an’a aykırıdır.

Sonuç: Bu hadis Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir şey emrettiği için kabul edilemez. Yani uydurmadır. Gelelim öncüllere. Peygamber Efendimiz’e (a.s) böyle bir nispet var mıdır? Evet vardır. Bu öncül doğru. Buraya kadar problem yok. Bunun manası sebepsiz yere köpekleri öldürmek midir? Hayır. Bu iddia gerçekle uyuşmuyor. O sebeple buradan yapacağımız çıkarımlar da hatalı olacaktır. Gerçekle uyuşmama meselesini ise şu yazıda bulabilirsiniz: ‘Böl-Parçala-Yönet’ ve İki Hadisin İzahı

Biz yine de kısaca izah edelim. Bu hadisin nerede nasıl kime ve ne için söylendiğini incelediğimizde kuru bir köpek düşmanlığının olmadığını, sebepsiz yere bir öldürme eyleminin emredilmediğini görüyoruz. Mesele ortaya çıkan bir salgın sonucu insanlara zarar vermemesi için bu salgın hastalığını taşıyan köpeklerin öldürülmesidir. Böyle bir durumda umuma gelecek zararı önlemek için hastalıklı olan köpeklerin öldürülmesi gayet mantıklıdır ve Kur’an-ı Kerim’le çelişmez. Dolayısıyla bu iddia çöker.

Bunu bu örnekle sınırlandırmayıp hadis eksenindeki tüm itirazlarda kullanabiliriz. Kurgu genelde aynıdır;

-Peygamber Efendimiz’e (a.s) ….. şeklinde bir hadis nispet edilir.

-Bu hadisin manası şudur. (İşte bu kısımda kendi yanlış algılarıyla çarpıtmalarıyla hadise mana verirler. Genelde hata buradadır.)

-Hadiste geçen olay/durum artık her ne ise Kur’an-ı Kerim’le akılla mantıkla çelişir.

Sonuç: Bu hadis kabul edilemez. Uydurmadır. Bu tür hatalardan hali kalabilmek için ne yapabiliriz sorusunu da cevaplayıp yazıyı noktalayalım.

1) İşin ehli isek muhakkik bir tavır takınıp meselenin özüne inmeli ve sunulan şeylerin doğruluğunu araştırmalıyız.

2) İşin ehli değilsek dolayısıyla bunu da doğrulayıp öğrenme imkanımız yok ise bir bilene danışıp meselenin aslını öğrenmeliyiz.

3) Her zaman bize söylenenlere karşı temkinli yaklaşıp tutarlı olup olmadığı hususuna kafa yormalıyız.

İşin ehli olmayanlara özelikle şunu tavsiye ediyorum: Bence bu daha sağlıklı ve basit bir yol olup hata ihtimali en azdır. O da doğru insanı takip etmek. Peki doğru insan kimdir? Bunu nasıl anlarız? diye soruyorsanız onu da aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz;

Hangi Hocayı Takip Etmeliyim?

Hakan ÖZTÜRK

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir