Stagflasyon Nedir?

Bu yazı 52 kez okunmuştur.

Dünya Stagflasyon durumu ile 1973-1974 Dünya Petrol Krizi ile tanışmıştır. O güne kadar küresel ekonomide karşılaşılagelen bir süreç olmaması sebebi ile Stagflasyon, aynı zamanda büyük çelişkileri ve eleştirileri de beraberinde getirmiştir.

>> Dünya Ekonomik Krizi
>> Keynesyen Teori ve Müdahaleci Devlet
>> Philips Eğrisi
>> Dünya Petrol Krizi ve Stagflasyon

Konunun detaylarına değinmeden evvel özellikle 1900’lü yıllardan Petrol Krizine kadar ki süre zarfında yaşanılan ekonomik gelişmeler ve popülaritesi olan görüşlerden dilimiz döndüğünce bahsetmek, yazımızın esas temasını oluşturan stagflasyon kavramının anlaşılabilirliğine katkı sağlayacağını düşünüyorum.

Dünya Ekonomik Krizi

1900’lü yıllar liberal görüşün ışığında seyretmiştir. 1914 ile 1929 Dünya Ekonomik Krizi arasında yaşanmış ağır savaş ekonomisi ve siyasi gelişmeler beraberinde finansal ve mali krizleri de beraberinde getirmiştir. Amerika savaş sonrası yüksek kredibilitesi ve yüksek ihracat fazlası ile Dünya Ekonomisinde söz sahibi olmuştur.

Gelişen, üreten ve hızla büyüyen Amerikan Ekonomisi, yeni endüstriyel sanayi kollarının gelişmesini desteklerken Borsa ayağında da spekülatif duyumlara ve hareketlere de sebebiyet vermiştir. Ayrıca risklerin tabana yayılmaması aksine holdingleşen yüksek hacimli şirketlerde toplanması, tekelleşen sektörlerin oluşması büyük buhranı tetikleyen bir diğer husus olarak sayılabilir.

Amerika’da yaşanmış olan Büyük Buhranın aslında birden fazla sebebi sayılabilir ancak 1928 yılının başından 1929 yılının Ekim ayına kadarki süreçte New York Borsası aşırı yükselerek balon etkisi yaratmıştır. ”Kara Perşembe” olarak da bilinen 29 Ekim 1929 Dünya Ekonomik Kriziyle birlikte Amerikan Borsası çöktü, 4.2 milyar dolar yok oldu, birkaç günlük sürede 4000 banka batmış oldu ve binlerce insan yoksullukla yüz yüze kaldı.

Dönemin Abd Devlet Başkanı Herbert C. Hoover ve yönetimi 1920 lerin başında söz konusu liberal ekonomi anlayışına göre devlet müdahalesi yapmamayı uygun gördüler. Sürecin kontrolden çıktığını ve toplumsal maliyetinin çok yüksek olacağını farkettiklerinde ise iş işten çoktan geçmişti.

Keynesyen Teori ve Müdahaleci Devlet

Yaşanılan bu gelişmeler sonrası Liberal Ekonomi yaklaşımı yüksek sesle eleştirilmeye başlanmıştır. Düşünürlerin kuram ve tezleri ülke ekonomilerini yönlendirirken makro düzeyde tedbirlerin alınması ve yeni ekonomik modellerin arayışı dünya ekonomisinde yeni bir akımın başlamasına vesile olmuştur. Makro İktisadın kurucusu, liberal görüşü terkeden; aksine müdahaleci devlet modelini savunan John Maynard Keynes’dir.

Ünlü İngiliz Ekonomist Keynes 1929 Büyük Buhranı sonrası ortaya attığı fikir ve tezleriyle birlikte Dünya Ekonomisinde yeni bir çığır açmıştır. Keynes özellikle 1936 yılında kaleme almış olduğu “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı ünlü eseriyle adından uzun yıllar söz ettirmiş ve yeni bir akıma yol açmıştır.

Özellikle Dünya Küresel ekonomisi açısından 1929 Ekonomik Bunalımı kapitalist ekonomilerdeki liberal anlayışın çöktüğü yıldır. ”Kara Perşembe” olarak da bilinen Büyük Buhran neticesinde İngiliz İktisatçı Maynard Keynes klasik görüşün aksine ekonominin talep yönüyle ilgilenmesi, işsizlik üzerine çalışmaları, maliye politikalarını para politikalarına tercih etmesi gibi ve daha bir çok konuda fikirleri ile çığır açsa da esas olarak müdahaleci devlet politikası modelini savunması liberal anlayışın “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler…” görüşünün tartışılmaya ve eleştirilmeye başladığı bir dönemde yeni bir soluk ve çözüm olarak görülmüştür.

Philips Eğrisi

Keynesyen ekolden gelen İngiliz Ekonomist Alban William Philips 1958 yılında parasal ücretler ile işsizlik arasında negatif ve doğrusal olmayan ve kendi adı ile anılan Orjinal Philips Eğrisini üretmiştir. Philips bu çalışmasında İngiltere ile ilgili veriler kullanmış ve işsizlik oranı düşük olduğu zaman parasal ücretlerdeki değişiklik oranının büyük olma eğiliminde olduğunu ortaya koymuştur.

İngiliz iktisatçı A.W.Philips’in bu çalışmasını geliştirerek ünlü maliyeci P.Samuelson ve Nobel ödüllü ünlü ekonomist Robert Solow tarafından 1960 yılında gerçekleştirilen ortak çalışmada enflasyon ile işsizlik arasında da negatif bir ilişkinin olduğu “Değiştirilmiş ya da modifiye edilmiş Philips Eğrisi” ile ortaya konulmuştur.

Son 25 yılın Amerikan verilerine dayanılarak geliştirilen çalışmada işsizlik oranlarının düştüğünde fiyatlarda artış yaşandığı yani enflasyon verilerinde artışlar gözlemlenmiştir.

Dünya Petrol Krizi ve Stagflasyon

Keynesyen ekolün savunduğu bu görüş 1973 Dünya Petrol Krizi ile yanlışlanmış oldu. Stagflasyon, İngilizce stagnant (durgunluk) ile inflation (enflasyon) terimlerinin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere ekonomide hem durgunluk görülürken hem de yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik de beraberinde görülmektedir.

Stagflasyon sürecinde işsizlik rakamlarının peyderpey artması ve yüksek enflasyon görülmesi yanında ekonomik büyüme sağlanamaması ülke ekonomilerini çıkmaza süreklemiştir.Bu durum yukarıda ortaya konulan Philips Eğrisinin (enflasyon işsizlik arasındaki ters orantı) de savunduğu görüşlerin eleştirilmesine ve yanlışlanmasına neden olmuştur. Farklı rivayetler anılsa da ‘Stagflasyon’ kavramı ilk kez 1965 yılında İngiliz parlamenter Iain Mcleod tarafından kullanıldığı bilinmektedir.

1973 Petrol Krizi, 15 Ekim 1973 tarihinde Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliği’nin (OAPEC) Arap-İsrail arasındaki Yom Kippur Savaşında İsrail Ordusuna destek veren Batılı Devletlere yönelik başlattığı bir petrol ambargosudur. OAPEC, Abd ve savaşta İsrail’den yana tavır sergileyen ülkelere artık petrol ihraç etmeyeceğini bildirmiştir.

Petrol fiyatlarının yaklaşık dört katına çıkarılması ile birlikte petrol ihraç eden ülke ekonomileri büyük oranda etkilenmiş olup petrol kalemlerinden elden edilen gelir doğrudan Ortadoğu ülkelerine kaymıştır. OPEC üyeleri İsrail’in Filistin’i işgalini protesto etmek için petrol arzını kısarak üretimin ve hasılanın küçülmesine, kontrolsüz fiyat artışlarıyla hiperenflasyona ve bununla birlikte reel olarak küçülen ülke ekonomileri sonrasında maliyetlerin artmasıyla işsizlik rakamlarının artışına sebep olmuşlardır. Dolayısıyla bu durum Keynes ekolünden gelen Philips’in çığır açan görüşünü de tarihin karanlıklarına gömmüştür.

Faydalı olması temennisiyle…

Emre KAYAALP

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir