Sanat, Zaman ve Zemin – 2

Birbirine eklenen günler yaşıyoruz. Hatta, yenisi diğerini eskitmekle kalmayıp onu silen günler. Bilimsel tanımlamalar ve yakıştırmaların dışında söylemek mümkünse ‘zaman‘ ile bir şekilde irtibat halindeyiz. Bu kavramın neliğine dair tartışmalar şöyle dursun biz onun anlaşılan anlamından hareketle konuşalım. Nesnel kabullerin, onları doğuran kitle düşüncesi ve…

Sanat, Zaman ve Zemin – 1

Bulunduğumuz yerin, zamanın başka yer ve zamana dönüşmesini istediğimiz olur. Binbir hasrete koşarcasına, o hüsrandan bir çağlayan derlemişizdir. Bize düşen kısım tatmin olmamıza yeter gelmeyince her şey değişmiştir. Renk başka renk olmuştur, kelime, ahenk ne varsa artık mizacına muhalif olmaya başlamıştır. Menfezden sızarcasına beliren muhalefet,…

Yeniden Solumak

Daha önce kaleme aldıklarım arasında bir zihin sürecinden söz ettiğim anlaşılabilir. Meseleleri, kavramları, nesneleri anlamaya çalışmanın gayreti içinde olduğumu söylemeliyim. Mevzubahis olan, salt başkaldırı değil elbette. Neyi neye yormak istiyorsam, kimi neye hamletmek istediysem onun göstergesi. Ki insan zihninin doğal işleyişi bu atmosfere programlanmıştır. Yani…

Çıkış ve Metot

Çağın bizi getirdiği yeri kabul etmiyoruz. Politik, sosyo-ekonomik bunalımları odak noktası yapmamış olmakla bir ödevi yerine getirdiğimizi düşünüyoruz. Nizaya karşı cephe alma ödevi… Söylediklerim, yazdıklarım , konuşmalarım birilerini rahatsız ediyorsa -ki öyle- bundan memnuniyet duyarım. Eli böğrümüze programlanmış her türlü fikrî, edebî, siyasî, ekonomik tahakkümü…

Şiire Bir Nazar

Bizim olmayana, bizim kendine ait olduğumuza doğru bir düzlem gözlemlesek, somut belirtilere itibar eder miydik? Ancak farkındayım, bunu konuşmadan önce “gereklilik” üzerinde durmalıyız. Niçin kavrayamadığımız bir şeyler bizlere bindirilmiş, yükümlülüğümüzün dozajı işbu orantıya dayandırılmıştır? Bunu tasrih etmeksizin bireyin anlamına ve açılımına dair söyleyeceklerimizin havada kalacağını…

İhtiyaç ve İltica

Yaratılışım gereği ihtiyaç içinde olduğumu düşünürüm. Aklımda, kalbimde, yaşamımda bir yerlerin eksik bırakılmışlığını duyumsamak, benim için uzaklığı olmayan bir durum. Dünyamda – ki bunu oluşturabilmişsem – yer işgal eden şeylerin gerçek oluşu, bir anda, eğer onlar olmasaydı ne olurdu sorusunu getiriyor. Yani o işgal işlemini…

Onaran Güz veya Viran Ev

Usulca şehre ve taşraya inen yağmur…Toprağa ve betona bir kez dokunma fırsatı olan damlalar…Yağmurun hep bir şansı var, veda busesi kondurup cisminden geçer ve yeryüzünü yine usulca terkeder. Terekesi göller, denizler ve bazen de harap olan evler olarak belirir. Nedim’in Beşiktaş’a yakın bir hane-i viranımız…

Şevk Bir Zincir

Düşünün bir kere. Bir bahar akşamı aya karşı oturmuş, her bir saç tanesi yaldızlanmış gibi, kuruntusuz oturanları düşünün. Ya Üsküdar sahiline yanaşırken Valide Camii’nin kubbelerine takılı kalan gözlere ne demeli? Bir esrara muhatap olma ümidiyle rüzgarın celadetli kudretine teslim eden saçlar… Kim bilir derininde keder…

Hazır Ol Cenge

Bir sanat eseri olarak şiire bakışımız onun muhtevasına ilişkin mi olmalı veya “ses”ine mi yönelmek gerekir? Belki de ikisini birden ele almak, ibraz edeceğimiz görüşlerin sağlıklı olmasına olanak tanıyacaktır. Ama biz bu yazıda böyle bir kaygı taşımadan ondaki manaya eğilmenin gayretinde olacağız. Çünkü şiirde muradı…

Orucun Nefhası

Bir şeyler kaybetmiştik. Çoğunluk soruyordu ‘Biz neyimizi kaybettik?’ diye. Kimisi toprak demişti, kimisi servetimizi kaybettik diye yanıtlamıştı bu soruyu. İçlerinden bir ses ‘ruhumuzu’ diyordu, ‘ruhumuzu kaybettik’. Cemil Meriç’e aitti o ses. İşte kaybolan ruhu aramak, arayıp da bulmak için oruç, eşsiz bir armağan olarak aramızda…