Ağrılarımız

buyuklere-saygisizlik

Karşıya geçecektim. Kırmızı ışık yanıyordu yayalar için. Kaldırımda durdum, o esnada bir diyaloğa şahit olduğumu fark ettim.

– Daha kitabı bilmiyorsun! dedi.

 Aldığı cevap:

– Konuşmaaa, oldu. Kulakları kırklayan bir sesle karışıktı bağırması.

Bu durum beni hem üzdü hem de -diyebilirim ki- yerin dibine soktu. Kendimden utandım, sıkıldım ve üzüldüm. Sizce cevabı alan ve cevap veren kim olabilir. Ben cevabı söylemeden önce eminim ki cevap alan cevap verenden küçüktür diye düşündünüz. Hayır…! Cevap veren küçüktü cevap alan ise büyük, öyle ki, aralarında Everest kadar bir mesafe vardı yaş olarak. Ama ne yazık ki daha beş ya da altı yaşında olup yüzünde tüy bitmemiş bir bebek ninesine ”konuşma” derken ki tavrı bir taş gibi başımı yardı ve asfalt kana bulandı.

Dönüp baktım biraz üzgün biraz da kızgın bir dönüşle. İçimden dedim ki: artık küçükler büyümüş, büyükler küçülmüş. Gerçekten de çok üzüldüm. Yani büyüklerimizin bir lafı bizden fazla olsa biz küçüklerin cevabı eksik olsa ne olacak. Ne kaybederiz ki, aksine kazancımız büsbütün sevabımızın kefesine yerleşip orda ısınmaz mı?

Ve üstüne basa basa yineliyorum –Büyük Ağrı’ya laf yetiştirmek Küçük Ağrı’nın ne haddine-.

Kendi kendime bu devinimde boğuşurken onlar başka yola devam etti, ben başka yola devam ettim. Ama benim her zaman iki dakika süren yolum, durumu düşünmekten hiç bitmeyecek bir yol gibi geldi gözüme. Eve tam yaklaştım, sol tarafıma düşen sokağa doğru baktım onlar da o sokaktan yürüyorlardı, paraleldik birbirimize. Yine bir düşünce bulutuyla yüklendim. ”Galiba Küçük Ağrı hala Büyük Ağrı’ya laf yetiştirme seansında” diye bu cümleyle ıslandım.

Anahtarımı çevirdim -bismillah-. Eve sağ ayakla girerken –es-selamün aleyküm- dedim. Bana da mukabelede bulundular. Sonra oturdum, iki elimi başıma yastık yaptım. Çünkü; aklım hala Küçük Ağrı ve Büyük Ağrı’nın konuşmasındaydı. Düşündükçe üzülmeyle karışık bir buruk havanın içine daldım. ”Ne olacak bu küçük ağrılarımız. Akıllanmayacak mı?” diye söylendi dilim. ”Konuşmaaa” söyleminin şiddetinden dilim çoktan yanmıştı.

Sezer Taş

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir