En Büyük Pişmanlık …

en-buyuk-pismanligimiz

İnsanın en büyük korkusu nedir? Ölüm mü? Hayır! Ölüm insanın en korktuğu şey değildir. Hayatın sonuna geldiğimizde istediğimiz sonu yazamamış olmamızdır en büyük korkumuz.

Hastanede yapılan bir araştırmada ölüm döşeğinde olan 100 kadar yaşlı hastaya “hayatlarının en büyük pişmanlığı” soruldu. Ve hemen hemen hepsi yaptıklarından değil “yapmadıklarıdan” pişman olduklarını söylediler. Alamadıkları riskleri, peşine düşmedikleri hayalleri, cesaret edemedikleri…

Cesaret belki de bir bebeğin ilk adımlarında saklı ve hayat boyu her adımımızda ihtiyaç duyduğumuz ilk şey. Düşünsenize okulda parmak kaldırmaktan biriyle tanışmaya kadar her adımımız bir içsel dürtü ve cesarete bağlı. Peki, cesaretimizi kamçılayan hayallerimizden çalan şey ne? Şüphe…

Şüphe durdurur, cesaret ateşini söndüren bir kum gibi ağırlaştırır insanı ve böylece hayallerimiz ellerimizin arasından kaçar gider… Oysa ulaşmak için hedeflerimize dil ucunda istemek yetmez… Çalışmak ister çabalamak ister ter ister CESARET ister hayaller… Tökezlesek de vazgeçmeden devam etmek gerek. Unutmamak gerek ki pürüzsüz dağ diye bir şey yoktur. Eğer zirveye ulaşmak istiyorsan, keskin sırtları aşmak zorundasın.

Peki ya cesaret bize yeterinden fazla işler yaptırıyorsa… Bazen susmakta konuşmak kadar cesaret ister değil mi? Peki doğru yanlış ikileminde cesaret ya yanlış kullanılırsa? İşte bütün sonların başı belki de cahil cesaretlerimiz… Attığımız her adım cesaret kadar temkin de barındırmalı belki de…
En kötü karar kararsızlıktan iyidir derler ya, işte durum bu nokta da bir sıkıntıya düşüyor. Düşünsenize her şey iyi ya da kötü değildir. Siyah ve beyazdan ibaret değil renkler, her karar bir cesarete bağlıysa eğer ve her cesaret bir harekete geçirmeyi sağlıyorsa tepkisiz doğrularımızın adı nereye konmalı?

Hep atladığımız şey burada saklı sanırım kuralcı katı tutumlarımız arasında kendimize bile müsamaha göstermediğimiz renklere yer yok bilincimizde. Oysa insan doğru ve yanlıştan ibaret olamaz ve bazen tek doğru cevapta yoktur. İşte bu nedenle kendi doğrularımızı diretmenin çoğu zaman gereksiz olduğunu fark etmeliyiz belki de… Ve daha yargısız, kınamadan her şeyin biz insanlar için olduğunu unutmadan daha mutlu yaşamayı öğrenmeliyiz.

Tuba DİK

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir