Otobüsteki Zavallı Çocuğa Mektup

288 okunma

Acınası bir haldeydi. Aslında fıtratı denizde boğulan birisinin “help me, help me” demesi gibi tüm insanlığa sesleniyordu lakin çoğumuzun kulakları tıkalı duymuyoruz yardım etmek isteyenlerin ise kolları prangalı. Bir Suriyelinin dramını anlatmayacağım ya da bombalar altındaki bir Filistinlinin ya da kaburgaları gözüken bir Afrikalının veya bir başka “mazlum” coğrafya evladının. İçimizden birinin halini anlatacağım. Üstelik bu durumdaki tek kişi de değil. Emsalleri gittikçe çoğalıyor. Kimlerden mi bahsediyorum?

Geleceğin narsistlerinden tabii ki. Hani anne babasının putlaştırdığı ve iyilik yaptığını zannederken aslında her anlamda geleceğini mahvettiği o çocuğa yazıyorum. Mektubum ona;

Ey zavallı çocuk! Başını dik tut daima ve utanma seni bu hale getirenler utansın diyeceğim lakin seni bu hale getirenler sana o duyguyu vermediği için utanmama telkini anlamsız olacak. Seni bu hale getirenler ise bunu kabullenemeyecek kadar sana tapıyor.Kaldı ki başın o kibrinden ve egondan dolayı hiç yere inmiyor ki tamam dik tutayım diyesin. Ayrıca ben kim oluyorum ki sana yön vermeye çalışayım.  Zaten zavallı hitabımı da kabul etmeyi bir kenara koyalım bana misliyle iade edecek kadar cüretkarsın. Eee ne yapalım, Hayat herkesi farklı imtihan ediyor. Her neyse ben senin küçüklüğüne hitap edeyim ve seni bekleyen geleceği sana biraz anlatmaya gayret göstereyim.

Kendince yaşadığın bir dünyan olacak. Hep sen, hep sen olacaksın ne varsa iyi ve güzel olanın içinde. Menfaatinle zevklerinle çatışmadığı alanlarda başkasına sınırlı da olsa -lütfedip- hayat hakkı tanımayı düşünürsen türünün iyileri arasında yer alabilirsin.  Zaten menfaatin ve zevklerin ile çelişen çatışan noktaları zikretmiyorum bile. Çünkü cevap belli istediğin olacak. Lakin en acısı da o sandığın biriciklik halini sadece senin yaşamıyor oluşun. Çünkü piyasada senin gibilerden binlerce belki onbinlerce olacak. Zaten problem de tam olarak burada başlıyor. Sizin dünyanızda fedakârlık, diğerkâmlık, hoşgörü, îsar denen kavramların esamesi bile okunmuyor. Hal böyle iken böyle iki insanın karşılaşması hangi neticeleri doğururur? Elbette kırma ve kırılma. Aslında hepimiz suyuz buna itiraz yok lakin hallerimiz farklı. Taraflar sıvıyken veya sıvı-katı arası bir karışım iken bu karşılaşmalar nisbeten tolere edilebilir. Lakin “seni korumak” adına öncelikle seni kaskatı hale getiren sonra da bu korumayı devamlı kılmak adına “sana özel şartlarda” seni saklayan annen baban aslında sana ne de büyük kötülük etmiş. Bunalım dolu bir hayat seni bekliyor.

Bir dediğini iki etmeyen sen dudaklarını kıpırdatmaya başladığın anda etrafında pervane olan kendince iyi yaptığını düşünenler de kendi sonlarını hazırlıyorlar haberleri yok. Ebeveyn çocuk ilişkisi tek taraflı olarak sürekli istek tatmini üzerine kurulduysa ebeveyn de yaşlanıp güçten düşünce onların senin nezdinde pek bir kıymeti harbiyeleri kalmayacak. Evliliğin ve iş hayatın da pek uzun ömürlü olmayabilir. Çünkü hepsinin doğasında zorluk var. İş hayatında bir sürü kişi ile karşılaşıp türlü hallerine katlanman gerekebilir. Herkes senin paşa keyfini yapacak değil ya! Aslında pek normal olan bu haller senin için  biraz ağır geleceğinden ona da noktayı koyabilirsin. Tabi en zoru aile. Eşin ve çocukların olacak. Her biri türlü türlü zahmeti ve sıkıntıyı beraberinde getirecek. Sıkıntı görmediğin için bunları da anlamlandırmaya çalışmak seni yıpratabilir. Velhasıl hayatın her aşamasıyla ilgili anne babanın sana söylemediği çok şey var. Ben sadece bir girizgah yapmış oldum.Zaten senin için  hazırlanmış o gökyüzündeki tahttan inip elbet bir gün bu tarafa da uğrayacaksın. Biz ne desek boş o zaman yaşayarak öğreneceksin…

Hakan ÖZTÜRK

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir