Yaşatabilmek Bizliğimizi

eskiler

Hani nerde…?

Eski selamlar, samimiyetler, tebessümler. Hangi duvarların arkasında bıraktık? Hangi gecenin karanlık koynuna sakladık? Hangi tepenin kuytusunda öksüzlüğe mahkûm ettik? Yüreklerimiz bir ahh miktarı soluk soluğa kalmanın tenhalığını yaşarken, biz hala kendi kulemizden yeşilliklere uzanmaya çalışıyor-uz. Ve uzanamadık mı, çıtkırıldım misali küsüyoruz, mızıkçılık yapıyoruz. Sanki suç, uzanamadıklarımızdaymış gibi suçu kendimizde değil de onlarda arıyoruz. Kİ insan, yeryüzünün en şerefli varlığı değil midir? Sorusuna susar olduk, cevap vermeye yüz bulamaz olduk. Hep bahanelerin yelpazesinde serinlettik cevaplarımızı, hep bir şeylerin kaçamağında besledik duygularımızı. Akından akına koşan askerler gibi cesur olsak ya da kendi kabuğumuzdan sıyrılsak, işte o zaman yabancılaşmış benliğimiz ve kimse görmesin diye kapılar ardında kilit vurduğumuz kimliğimiz, yeniden bir güneş gibi doğacaktır gündüzün alacasına. Ve kucaklayacağız en umulmaz dediğimiz hayatları bile.

Evet yapabiliriz. Çünkü; dünyanın göbeğinde mekik dokuyan, acısını, sevincini tek bir ana sığdırabilen biz insanlar, istersek selamlarımızı, samimiyetlerimizi, tebessümlerimizi tanınmaz yüzlerin vasıtasıyla değil de, kendi öz benliğimizden alıp bizliğimize yüklersek etrafımıza aksettirebiliriz, ki pekala bunu başarabiliriz. Aşk insanlığın dilidir. Sevgi insanlığın anahtarıdır. İnince cemreler semadan rahmet tecellisiyle, dalda okşanmayı bekleyen çiçeklere hayat olacak tomurcukların yüzüne. Başka bir deyişle, mevsimler bile bu işleyişin kimin kudretiyle olduğunu bilip birbirilerini merhametle kovalarken, bizler, aşkı kendimize dil, sevgiyi kendimize anahtar bildiğimiz ütopyada yeni başlangıçların, güleçliklerin çocuksu simalarından gezdirip ellerimizi gönüllerimizi bir zümrüt gibi ya da bir yakut gibi ışıldatabiliriz.

Kanıksadığımız ne çok şey var. Bazen bir haller olunca insana, hiç oralı değilmiş süsüyle boyar gözünü ve kim kime dum duma bir yaşamı kucaklayıverir hemencecik. Hayır, öyle olmamalıyız. Biz insanlar, anormalliklere dur demeyi bilmeliyiz. Kucak açacağımız güzellikler eriyip sönmeden, dibe batmadan maviliklerimiz, onları alıp, onlara, şefkat yumuşaklığıyla yeniden üflemeliyiz aşk ve sevgi yeşerten nefesimizi ki dostluklarımızı, kardeşliklerimizi, samimiyetlerimizi yani bizliğimizi canlı tutup yaşata- bilmeliyiz.

Dipnot:

Dünya ne bana kalacak ne de sana,
Aşkın bize hitabı, hep sevgi ve saygıdan yana…

SEZER TAŞ

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir