İlk yazı için tıklayınız: Halifenin Belirlenmesi Konusunda Kureyşîlik Şartı – 1

2. Halifenin Belirlenmesi ve Seçimi

Hz. Muhammed peygamberliğinin yanı sıra ordu komutanlığı ve devlet başkanlığı gibi başka görevleri de deruhte etmiştir. Bir peygamber olarak, ona inanan ve samimi bir şekilde bağlanan sadık insanların dini lideriyken, buna ek olarak, Medine ve çevresindeki diğer dinlerin üyeleriyle bir arada yaşamak için bir yöntem aramış ve onlarla bazı anlaşmalar imzalamıştır. Bunun üzerine Müslüman olmayanları da içeren kozmopolit bir toplumun siyasi lideri haline gelmiştir.

Kendisi aynı zamanda peygamber olduğu ve peygambere itaat de Allah’a itaat ile eş anlamlı olduğundan, Müslüman toplumda siyasi liderliği konusunda hiçbir itirazla veya kuşkuyla karşılaşılmamıştır. Sonuç olarak, Hz. Muhammed’in yaşamı boyunca Müslümanlar arasında devlet yönetimi ile ilgili herhangi bir anlaşmazlık yaşanmamıştır. Ancak ölümünden sonra, peygamberlik dışında, örneğin devlet başkanlığı ve diğer dünyevi görevler hakkında, kimin ne şekilde tayin edileceği ile ilgili önceden belirlenmiş bir kural olmadığı için ihtilaf yaşanmıştır. Bunun üzerine Müslüman toplum, yönetim sorununu mümkün olan en makul ve kapsamlı bir şekilde çözmek zorunda kalmıştır.

Raşid halifelerin her biri farklı bir şekilde göreve başlamıştır. Daha da önemlisi, sahabenin önde gelen isimleri Hz. Muhammed’i en iyi bildiği ve onunla en çok zaman kimseler oldukları halde, ilk halifenin belirlenmesi sırasında peygamber dönemindeki ‘belirgin’ hali koruyamamışlardır. Ebu Bekir kendisinin de dahil olduğu küçük bir konseyin tavsiyesi üzerine görevlendirilmiş; Ömer, Ebu Bekir’in vasiyetine göre atanırken Osman, Ömer ve aşere-i mübeşşereden altı sahabenin kurduğu bir konseyin kararı ile halife olmuştur. Raşidinin dördüncüsü olan Ali, tamamen farklı bir şekilde görev almıştır. Basra, Kufe ve Mısır’dan gelen isyancı bir grup, İslam devletinin başkenti Medine’yi işgal edip Osman’ı şehit ettikten sonra olağanüstü koşullar altında, gerçekten zor bir zamanda halife olmuştur.

Müslüman toplumun organizasyonu, Hz. Muhammed’in ölümü ile sorunlu hale gelince bazı Müslümanlar din değiştirmiş (irtidat hareketleri), bazıları ise zekât ödemeyi reddetmiştir. Ancak, Sakīfetü Benî Sâide’de Hicri 11’de (m. 632) düzenlenen genel kurulda 11/632’de Ebu Bekir’in ‘halife-i Rasulullah’ olarak atanmasıyla istikrar sağlanmıştır. Ebu Bekir’in ölümünden sonra, diğer üç halife olan Ömer, Osman ve Ali Müslüman topluma liderlik etme sorumluluğu verilmiştir. Bu dört halifenin hilafeti sabit bir kural olmadığı için, atama, şura (danışma) ve biat (bağlılık sözü) gibi çeşitli prosedürlere dayanmıştır.

Çoğunluk halife tayinlerini kabul etmesine rağmen, son iki halife Müslüman cemaatinde muhalefetle karşılaşmıştır. Beni Ümeyye kabilesinin (Emeviler) bir ferdi olan Osman’ın hilafet makamını yönetme biçimine karşı çıkmış ve akrabaları arasından yaptığı atamalar nepotizm (yeğencilik) eleştirilerine neden olmuştur. Bir sonraki halife, Peygamberin amcaoğlu ve damadı olan Ali de Müslüman gruplardan muhalefetle karşılaşmış ve bu muhalefet iç savaşların başlamasına neden olmuştur. Bu iç kargaşa Ali taraftarları arasında, daha sonra Hâricîler olarak isimlendirilecek bir grubun hakem olayından dolayı ayrılması sonucunda başka bir boyut almış, son tahlilde Ali b. Ebi Talib, İbn Mülcem (ö. 40/661) isimli bir Hâricî tarafından suikasta uğrayarak hayatını kaybetmiştir.

Ali’nin suikastı sonrasında oğlu Hasan (ö. 49/669) halife olmuştur. Ali, oğlunu asla halife olarak ilan etmese de, pratikte bir halifenin oğlu onun yerini almıştır. Nitekim vefat etmek üzere iken Ali’den kendisinden sonra halife olacak kişiyi tayin etmesi istendiğinde ‘Hayır, sizi Resûlullah’ın bıraktığı gibi bırakıyorum. Allah sizi onun vefatından sonra birleştirdiği gibi birleştirir.’ cevabını verdiği, oğlu Hasan’a biat edilmesi hususundaki görüşü sorulunca da, ‘Bunu size ne emrederim ne de yasaklarım; siz daha iyi bilirsiniz.’ dediği rivayet edilir. Dolayısıyla, önceki yöntemlerin aksine, beşinci Müslüman halifesinin belirlenmesi, devlet başkanı için kalıtsal sistemin (saltanat) ilk işaretlerini ima etmiştir.

Hasan bin Ali’nin halifeliği altı ay boyunca devam etmiş, altıncı ayın sonunda Muaviye (ö. 60/680) lehine hilafetten çekilmiştir. Muaviye, daha önce hilafet çevresinde yaşanan çatışmaların tekrarlanması konusundaki endişeleri nedeniyle oğlu Yezid’i (ö. 64/683) kendinden sonraki halife ilan ederek hilafeti kalıtsal bir miras (saltanat) haline getirmiştir. Aslında Ebu Bekir de halifeliği Ömer’e miras bırakmıştır. Bununla birlikte, bu iki durum farklıdır. Birincisi, Ömer, Ebu Bekir’in ne oğlu ne de akrabası ne de kabilesinden biridir. İkincisi, Ömer halifelik konusunda yetkindir. Bu bağlamda Ömer’in halefini belirlemede duyarlılığı da kayda değerdir. Gerçekten de Ömer, oğlu Abdullah’ı (ö. 73/693), oyların eşit olması durumunda çıkma olasılığını önlemek için seçim konseyinin yedinci üyesi olarak ‘eşitlik halinde oy vermesi’ maksadıyla eklemiştir. Ömer, halifelik yeteneğine sahip olmasına rağmen, padişahlık yolunu açacak kişi olmamak için oğluna seçilme hakkı vermemiştir. Devlet başkanlığının belirlenmesi konusunda kalıtsal miras sistemi (saltanat), Muaviye’nin oğlu Yezid’i varis ilan etmesiyle başlamış; hemen hemen tüm Emevi, Abbasi ve Osmanlı halifeleri ve diğer İslam devletlerinin yöneticileri tarafından benimsenmiştir.

Halifenin nasıl belirlendiği ve ta’yin edildiği ile ilgili tartışmalara eşlik bir başka önemli konu ise ‘halifenin’ taşıması gereken kriter olmuştur. Halifede olması gereken özellikler nelerdir? Şia ve Ehl-i Sünnet imamet teorilerinde halifenin taşıması gereken özellikler tasrih edilmiştir. Bu özelliklerden biri olan ‘Kureyşîlik’ yani Kureyş kabilesine mensup olmak şartı ise özellikle hilafetin Arap olmayan kavimlere geçmesiyle birlikte tartışma konusu olmuştur.

Mâverdî hilafet seçimine katılabileceklerin niteliklerini üç noktada tanımlar: ‘Adalet, bir hükümdarın yüzleşmesi gereken koşulları muhakeme edebilme yeteneği ve sağlam yargı’. Hilafet adayları için yedi koşul belirler: 1. Adalet, 2. İlim ve ictihad yeteneği, 3. İyi işitme, görme ve konuşma, 4. Sağlam uzuvlar, 5. Yargı, 6. Ülkesini korumak ve düşmanlarla savaşmak için cesaret ve kararlılık ve 7. Kureyş kabilesine mensubiyet.

Bir sonraki yazı Halifenin Kureyş’e Mensubiyeti bölümü ile devam edecektir.

Abdullah YARGI