Koş, durma, özgür olmayı öğrenene kadar…

Keep running ’til we learn to find peace…
Nathaniel Rateliff

Hepsi çok aynı, çok ufak, yusyuvarlak, çok hazmedilir, çok can sıkıcı. Küçücük, zayıf, sürüngen bir rahatlık yayılmış üzerlerine hepsinin; eşit ağırlıkta.

Alle sehr gleich, sehr klein, sehr rund, sehr verträglich, sehr langweilig. Ein kleines, schwaches, dämmerndes Wohlgefühl über alle gleichmäßig verbreitet.
Friedrich Nietzsche

Bana gelirsek, biliyor(mu?)sunuz, beni hiç kimse hiçbir şeyle suçlayamaz: Ben bir Yahudi’yim, savaşta, henüz daha çocuk yaşta kovuşturuldum, sol görüşte olduğum biliniyor ve, mesela, elimden geldiği kadar ırkçılığa (Fransa’da ve hala daha son derece güçlü olduğu ABD’de, ki bunu inkar etmek mümkün mü?) ve ırklar ayrımına karşı ya da Filistinlilerin haklarının tanınması için mücadele ediyorum. Totaliter bir Polis tarafından tutuklanıp sorgulanarak hapse atıldım, daha kısa bir süre önce, yani çok iyi biliyorum nasıl soru sorduklarını ve sorun çözdüklerini ve … Fakat hayır, bu açıklamaların hiçbirisi yetmez. Yine de ve hala daha ve tüm bu açıklamalara rağmen, mücadele edildiği iddia edilen söylemle ilişkiler kalabilir geride. Ve deconstruction, özellikle hem de, bu geride kalan ilişkileri, kuramsal ve pratik olarak ve durmadan ve yorulmadan, açık etme çabasıdır işte.

As for me, you know, no one can suspect me of anything: I am Jewish, I was persecuted as a child during the war, I have always been known for my leftist opinions, I fight as best I can, for example against racism (for instance, in France or in the United States where they are still rampant, would anyone like to forget that?), against apartheid or for the recognition of the rights of Palestinians. I have gotten myself arrested, interrogated, and imprisoned by totalitarian police, not long ago, so I know how they ask and resolve questions, and so forth. No, such declarations are insufficient. There can still be, and in spite of them, residual adherences to the discourse one is claiming to combat. And deconstruction is, in particular, the tirelessanalysis (both theoretical and practical) of these adherences.
Jacques Derrida

Sahici non-konformizm felsefenin özüdür ve «düşünmek ne demektir?» sorusu muhalif olmanın ve kalmanın imkanını sorgulamalıdır. Özgürlüğün merkezinde aykırı düşüncenin değeri durur. Hayır demek şu sebepten dolayı da oldukça zordur, ki hayır’ın konumu artık farklı düşünme konformistleri tarafından işgal edilmiş durumdadır. Dolayısıyla bir-başına-yalnız-kalanın hayır’ı her şeyden önce başkaldırı şablonlarına karşı söylenmiş bir hayır olmalıdır. Bu eleştiri, cesaret gerektirmediği ölçüde değer kaybeder. Bu bir parça aydınlanma diyalektiğidir de: eleştiriye ortam hazırlamak, eleştiriyi kirletmek demektir.

Echter Nonkonformismus ist das Wesen der Philosophie, und die Frage «Was heißt Denken?» muss nach der Möglichkeit des Dissens fragen. Im Zentrum der Freiheit steht der Wert der abweichenden Meinung. Nein zu sagen ist auch deshalb so schwierig, weil die Position des Nein schon von Konformisten des Andersdenkens besetzt ist. Das Nein des Einzelgaengers muss deshalb vor allen Dingen ein Nein gegen die Schablonen des Protets sein. Diese Kritik verliert an Niveau, wenn man kein Mut zu ihr braucht. Das ist ein Stück Dialektik der Aufklaerung: Zur Kritik ermuntern, heißt, die Kritik korumpieren.
Norbert Bolz

İdrak bulantısı dediğim bir şey var Lisaweta. İnsanın bir şeyin künhüne vardığında ölümü isteyecek kadar […] midesini bulandırmaya yeten bir durum – Hamlet’in, tipik bir yazar olan Danimarkalının, durumu yani. O biliyordu bilmek için doğmadan bilmeye mecbur bırakılmanın ne demek olduğunu. Hislerin gözyaşı perdesi arasından da olsa şeyleri açık açık görmek, idrak etmek, farkına varmak, gözlemlemek ve gözlemlediğini gözlemlediğin anda yine de tebessüm ederek bir kenara bırakmak zorunda olmak; ellerin iç içe girdiği, dudakların buluştuğu ve insanın bakışlarının duygudan kör olmuş bir halde kırıldığı noktada – pespaye bir durum Lisaweta, aşağılık, deli edici … de deli olmak ne işe yarar ki?

Es gibt etwas, was ich Erkenntnisekel nenne, Lisaweta. Der Zustand, in dem es dem Menschen genügt, eine Sache zu durchschauen, um sich bereits zum Sterben angewidert […] zu fühlen, – der Fall Hamlets, des Dänen, dieses typischen Literaten. Er wußte, was das ist: zum Wissen berufen werden, ohne dazu geboren zu sein. Hellsehen noch durch den Tränenschleier des Gefühls hindurch, erkennen, merken, beobachten und das Beobachtete lächelnd beiseite legen müssen noch in Augenblicken, wo Hände sich umschlingen, Lippen sich finden, wo des Menschen Blick, erblindet von Empfindung, sich bricht, – es ist infam, Lisaweta, es ist niederträchtig, empörend… aber was hilft es, sich zu empören?
Thomas Mann

1

Bolz‘un Peter Sloterdijk‘ın 70. doğum günü dolayısıyla düzenlenen sempozyumda Sloterdijk’la iligi yaptığı sunumdan biraz uzun bir alıntı:

Non-konformizm zihinsel bir sorun değildir aslında. Mesele cesaret ve ödlekliktir. Ve tam bu noktada modern zamanlarda karakteristik bir kayma yaşanır. Daha önceleri insanlar hakikati konuşamamaktan korkarlardı, yani doğru olmayan bir fikre sahip olmaktan. Bugün ise sadece fikirleriyle yalnız kalmaktan korkuyorlar. Kierkegaard buna bir-tek-kişi olma korkusu diyor. Bu korku modern kitle demokrasisi için karakteristik bir özelliğe sahiptir: onun kutsalı cemaat, laneti ise yalnız ve başına buyruk olmaktır. Bir-tek-kişi olmak zamanımızın sapıklığıdır (αἵρεσις). Farklı olan herkes a-sosyal kabul ediliyor. Ve biz burada artık bütün cesaretimizi bir araya toplayarak şu iddiayı savunmalıyız ki, hayatta önemli olan herkes için geçerli olmayan ve bir-tek ve istisna olandır. Kıymetli olan her şeyi, alışılagelmişin dışına çıkan bir-tek-kişilere borçluyuz. Başına buyruk düşünür dışlanma ve yalnız kalma macerasına göğüs gerebilendir. Mesele hakikati söyleyebilme cesareti ve hayır diyememe ödlekliğidir. Bunun için kulağa çok eski gelen erdemlere ihtiyaç vardır, ki bu boşuna böyle değildir; cesaret ve samimiyet, tutku ve heyecan, fakat her şeyden önce başına buyrukluk. Her hakiki düşünce bir çatışma (πολεμῐκός) barındırır içinde. Sadece ölü düşünceler kardeş kardeş bir arada yaşarlar. Dolayısıyla hakiki bir filozof için geçerli olan: düşünüyorum, o halde düşmanlarım var. Başına buyruk düşünür, düşmanlarını aptal edici bir sinire gark etme kabiliyetine sahiptir. Bunun sebeplerinden biri, iyiyi oynayanların analizini yapar o; sürekli. Başına buyruk düşünür ahlakçılara karşı bağışıklık kazanmıştır. Her parlak kafa Allah vergisidir (χάρισμα). Sekülarize edilemeyen tek özellik budur. Ve ana akım bu yüzden alerji duyar ondan. Sadece Allah vergisi moda haline gelmez. Vasata baş kaldırıda kendisini dışarı vurur o. Başına buyruk düşünür toplumu değil, kendisini değiştirmeye çalışır. Geri dön der kendisine, yaşadığın hayat hayat değil, onu değiştirmelisin: en azından kafanı.

2

… da ist keine Stelle,
die dich nicht sieht.
Du mußt dein Leben ändern.

… tek bir nokta yok,
seni gözetlemeyen.
Hayatını değiştirmelisin sen.
Rainer Maria Rike

Goethe Faust’ta, nur der verdient sich Freiheit wie das Leben, der täglich sie erobern muß diyor. Bu demek, ancak onları her gün [yeniden] feth’etmek zorunda olan yaşamı ve özgürlüğü hak eder. Allah aynı şeyi iman, dolayısıyla onur, izzet, şeref ve haysiyet için söylüyor; iman edenlerin, yeniden ve tekrar tekrar iman etmelerini, dolayısıyla onur, izzet, şeref ve haysiyetlerine sahip çıkmalarını istiyor. Koşu bandı üzerinde bir var oluş bizimkisi. Sürekli, ama sürekli koşmak zorundayız: durmadan, yorulmadan. Ve söz konusu koşu bandı sürekli hızlanıyor, çünkü zaman azalıyor. Banda ayak uyduramazsak eğer kayar düşeriz; ahirette ateşe, dünyada ise Nietzsche‘nin sözünü ettiği o hepsi birbirine benzeyen, kolay hazmedilir, ufak, can sıkıcı ve yusyuvarlak şeylerden oluşan güruhun içine. Sürekli koşmak zorundayız, sürekli. Şeytan sürekli araya bir şeyler sokar, kirletir. Kirlenmekten değil, ama kirli kalmaktan, arınmamaktan, kire alışmaktan, bağışıklık kazanmaktan korkmalıyız. Kiri savunmaktan hele, söz etmiyorum bile. Geride ne kadar kir kalırsa kalsın çünkü, temizlik yaparken zamanı tüketmek, kalan kiri temizler, yok eder. Bu durumda o sayılmaz. Durmak yok, temizliğe (deconstruction), Allah’a doğru koşmaya (deconstruction) devam o halde. Ama Allah ile aldatılmadan.

Çok dikkatli olmak gerekir ama çok dikkatli. Hegel List der Vernunft, aklın hilesi diyor, biz şeytanın hilesi diyelim. Şöyle: birine bir şey yaptırmak istiyorsun mesela, fakat bunun açıktan açığa öyle çok da kolay olmayacağını düşünüyorsun, yani meseleyi riske atma tehlikesi var; işte o zaman o şeyin yapılmasını o kişinin ihtiyacına rapt edersin, ki öncesinde tabii ki söz konusu kişi için söz konusu ihtiyacı oluşturursun, ve bu durumda o işi o kişiye o kişi bu işin farkına bile varmadan, dolayısıyla işi riske atmadan, kolayca yaptırabilir, haddizatında yaptırmış olursun; anlamaz bile salak, kendisi için çalışıyor sanır, ama seni zengin eder. (Bu noktada şeytan konuşmaya başlıyor) Allah da, Geist gibi aynen, bu şekilde uzatır bazen yolu. Ve sana düşer beklemek ve demek sadece; vardır bu işte bir hayır, ya Hu. Hani her şey zaten senin içindi ya, unuttun mu? Hani her şey senin etrafında dönüyordu ya, hani sen olmasaydın olmazdı ya. Hani her şeyi, özellikle de seni, gözeten, her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerine koyan (adil) biri vardı ya; sabret, sabret, sonu selamet. (Şeytanın konuşması burada bitiyor ve Allah konuşmaya başlıyor) De’ … bir kere dedin mi vardır bu işte bir hayır, ya Hu, gırtlağına kadar battın boka, oturdun şeytanın kucağına, kaydı ahiretin, hayatın da. Yuttun zokayı yani. Yusyuvarlak oldun, tam yuvarlak. Burası emniyet ve huzurun girdikleri yasak ilişki sonucu peydahladıkları cehalet piçinin dünya ışığını gördüğü ilk noktadır, salabilirsin artık;

welcome to the pleasuredome.
فَذُوقُوا فَلَنْ نَز۪يدَكُمْ اِلَّا عَذَابًا۟

Mustafa KÜÇÜKHÜSEYİN