İçinde hakikat geçen pek çok cümle kurarız. Bazen hakikate inandığımızı söyleriz. Bazen de hakikati bildiğimizi söyleriz. Veya hakikati bilmek istediğimizi ya da hakikate ulaşmak istediğimizi söyleriz. Bazen de hakikate peyderpey de olsa yakınlaşmak istediğimizi dile getiririz. Ne kast edildiğinden bağımsız olarak bütün bu kullanımlarda hakikatin matlup bir şey olduğu anlaşılmaktadır. Peki ama bütün bu kullanımlarda hakikat gerçekte ne anlama gelmektedir? Hakikatin farklı anlamlarını birbirinden nasıl ayırt edebiliriz? Hakikat ile ilgili bilinmesi gereken ilk şey; hakikat diye bir şeyin bulunmadığıdır!

Evet gerçekten de hakikat diye bir şey yoktur. Yani mümkün olsa ve bütün varlık alemini dolaşabilsek bile nihayetinde adı hakikat olan herhangi bir şeyle karşılaşamayız. Bu seferde her zaman belli bir şeyle karşılaşırız ama bu şeylerden hiçbirisinin adı hakikat olmayacaktır. Peki ama bunun sebebi nedir? Neden varlık aleminde adı hakikat olan herhangi bir şey yoktur?

Bu durumun çok basit bir sebebi bulunmaktadır. Evet, hakikat diye bir şey yoktur çünkü hakikat bir şey değil bir sıfattır! Bu yüzden; ‘Bize hakikat nedir?‘ diye soran birisine, mutlaka neyin hakikatini sorduğu şeklinde bir karşılık vermemiz gerekir. Muhatabımız ancak neyin hakikatini sorduğunu açıklığa kavuşturursa gerçekten de bir soru sormuş olacaktır. Hakikat bir sıfat olduğuna göre, hakikatin kaç farklı anlamı vardır diye sormak, haliyle hakikatin kaç farklı şeye sıfat olabileceğini sormak ile aynı anlama gelir. Zira bir sıfat ancak mevsufu ile birlikte anlam kazanır. Yani herhangi bir şeyin sıfatı olarak görev görmedikçe bir sıfattan ne kast edildiğini sormanın bir anlamı yoktur. İşte bu yüzden hakikatin farklı anlamlarını ortaya koyabilmek için hakikatin kaç farklı mevsufu olduğunu ortaya koymamız gerekir.

Meselenin daha iyi anlaşılması için hakikatin mevsufuna x diyelim ve x’in kaç farklı şey olabileceğini tek tek görelim:

1. Bazen hakikatin sıfat olduğu X; bir var olan yani bir mevcuttur. Yani bazen bir mevcudu mesela masayı işaret edip “Masa hakikattir.” deriz. Açıkça görüldüğü gibi bu kullanımında hakikat, mevsufunun, varlık aleminde gerçekten de bulunduğu yani mevcut olduğu anlamına gelir. Buna göre; ‘Masa hakikattir.‘ demek aslında gerçeklik aleminde adı masa olan bir mevcûdun bulunduğunu söylemek anlamına gelir. Hakikatin bu birinci anlamına hakikatin ontolojik anlamı diyoruz. Hakikatin ontolojik anlamını ifade etmek için Türkçede “gerçek” kavramını kullanıyoruz. Buna göre; masa hakikattir demek masa gerçektir demekle aynı anlama gelmektedir.

2. Bazen X bir mevcut değil bir önermedir. Bu ikinci durumda hakikat bir önermenin sıfatı olarak kullanılır. Bu kullanımda; masa hakikattir demek yerine mesela “Masa kırmızıdır, hakikattir.” deriz. Bu ikinci anlamında hakikat, doğruluk yani vakaya mutabık olma anlamına gelir. Buna göre hakikat bir önermenin sıfatı olarak kullanıldığında ondan kasıt, mezkur önermenin doğru yani vakaya mutabık olduğudur. ‘Masa kırmızıdır.‘ demek kırmızılık masada bulunmaktadır demektir. Hakikatin bu ikinci anlamına, hakikatin epistemolojik anlamı diyoruz. Hakikatin epistemolojik anlamını Türkçede, doğruluk, kavramıyla karşılıyoruz.

3. Ancak bazen hakikatin sıfat olduğu mevsuf ne bir mevcut ne de bir önermedir. Aksine bazen hakikatin mevsufu, bir değerdir. Bir değere sıfat olduğunda hakikatten kast edilen; bir olması gereken fikridir! Değerlerin bize sunduğu imkân tam olarak budur. Yani belli bir olması gereken fikrine sahip olabilmektir. Bu sayede bizler olgular arasında önemli-önemsiz, iyi-kötü, güzel-çirkin, yasak-serbest ve helâl-haram gibi ayrımları yapabiliriz.

Bu ayrımı yapabilmek bir tür olarak biz insanlar için oldukça önemlidir. Zira bizler varlık alemiyle bilgi üzerinden ilişki kurarız. Ve bunun sonucunda öncelikle varlık alemine dair cehaletimizi ortadan kaldırırız. İkinci olarak ise varlık alemini kendi ihtiyaçlarımız ve isteklerimiz doğrultusunda değiştirme, dönüştürme veya şekillendirme imkânı elde ederiz. Ancak varlık aleminde herhangi bir değişiklik yapabilmemiz için eylemde bulunmamız gerekir. Eylem ise bilgi artı değerden oluşur. Diğer bir ifadeyle, eylemin mümkün olabilemsi için hem bilgiye hem de değere ihtiyacımız bulunmaktadır.

Meselâ susadığımızda su içebilmemiz için hem susamış olmanın bilgisine hem de susadığımızda su içmenin, su içmemekten daha önemli veya iyi olduğuna karar verebiliyor olmamız gerekir. Zira ancak bu sayede iki seçenek arasında (su içme ve su içmeme) bir seçim yapabilir ve sonunda harekete geçebiliriz. Hakikatin bu üçüncü anlamına, hakikatin ahlaki veya etik anlamı diyoruz. Bu sayede bizler hakikatin birinci anlamında gerçekten var olan bazı şeylerin mesela hırsızlığın, hakikat olmadığını yani olmaması gerektiğini söyleyebiliriz.

Bu noktada bilgi ile değer arasında nasıl bir fark bulunduğunu sorabiliriz? Bu ikisinin bölüneni idraktir. İdrâk bir olguya tekâbül ettiğinde bilgi, bir olması gerekene tekabül ettiğinde ise değer adını alır. Kısaca değerlerin bizim için taşıdığı önem; bizim bir olması gereken fikrine sahip olmamız ve bu sayede olgular arasında değersel açıdan ayrımlar yapabilmemizi mümkün kılmalarıdır. İşte içinde hakikat geçen bütün cümlelerde; hakikatten ya onun ontolojik anlamı ya epistemoloji anlamı ya da etik veya ahlaki anlamı kast ediliyor olmalıdır.

Hakikatin dördüncü bir anlamını tespit edebilmek pek de mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla ben hakikati bilmek istiyorum veya ben hakikate inanıyorum diyen birisi; ya hakikatin ontolojik anlamını ya epistemolojik anlamını ya da ahlâkî anlamını kast ediyor olmalıdır. Bu üç anlam dışında bir şey kast ediyorsa farkında olsun veya olmasın aslında ne demek istediğini bilmiyordur.

Hakikatin bu üç anlamından hareketle üç farklı şeyin hakikatini bilmek istediğimizi söyleyebiliriz: Olgu, bilgi ve değer! Ve bu üç fenomene tekabül eden temelde üç araştırma alanı bulunmaktadır: Ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji!

Ontolojinin mümkün olabilmesi için; neyin gerçek olup neyin gerçek olmadığına dair bir kıstasımızın olması gerekir. Epistemolojinin mümkün olabilmesi için bilgi ile şüphe ve vehmi birbirinden ayırt etmemizi mümkün kılacak kıstaslara ihtiyacımız vardır. Ve aksiyolojinin mümkün olabilmesi için de neyin olması gereken ve neyin olmaması gereken olduğuna dair kıstaslarımızın olması gerekir.

İşte ontoloji, epistemoloji ve aksiyolojiyi mümkün kılan tam olarak bu kıstasların varlığına inanmak ve bunlardan hareketle ontoloji, epistemoloji ve aksiyoloji yapmaktır.

Hakikat güzellemesi yapan insanların ne dediklerini bilmeleri veya onların ne dendiğinin muhatapları tarafından anlaşılabilmesi için hakikatin bu anlamlarından hangisini kast ettiklerini açıkça ortaya koymaları gerekir. Aksi takdirde ne söyleyen ne dediğini bilir ne de dinleyen ne dendiğini anlayabilir. Hal böyle olunca da düşüncenin yerini vehim ve kuruntular, aklın yerini de hayal ve vehim yetileri alır!

Hakikat ile ilgili açıklığa kavuşturulması gereken ikinci önemli nokta ise; bir iddianın hakikat olup olmadığına nasıl karar verebildiğimizdir ki bu da ikinci bir yazının konusu olacak inşallah!

Abuzer DİŞKAYA